Ankara, bu güzel şehrimiz başkentimizin en güzel zamanı seher vakitleridir.

Bu vakitte bütün işler bitmiş ve bütün failler yerlerine yurtlarına çekilmiş olurlar.

Caddeler sokaklar bomboştur, ekmek parası için erken saatte sağa sola koşturmaya başlayan insanımız uykuda ve istirahattedir.

Sabah erkenden otobüsler, minibüsler sarı taksiler bütün cadde ve en ücra sokaklardan insanları iş merkezleri olan Ankara’nın göbeğine toplarlar, bu gün boyu devam eden bir faaliyettir. Zira Ankara yine memur kentidir, başkenttir ve bütün dünya ülkelerinin temsilcilikleri ve kültür merkezleri buradadır ve bu yüzden 72.5 millet vardır denir.

Seher vaktinde gökyüzünde ay görülür, minareler mahyalarıyla parıldar camilerde her renkten birkaç saf genç yer alır. Geceleyin her yer kapalıdır, bu seher vaktinde ve gece boyu açık sadece Allah’ın evleri vardır, evet Ankara’da gece bütün camiler açıktır, garibanların, kimsesizlerin bir sığınağıdır.

Ankara Osmanlıların 1402 yenilgisiyle adından en sık bahsedilen kentken bugün Dünyanın sayılı ülkelerinden Türkiye’nin başkenti olarak dünyaca tanınan bir kentimizdir.

Ankara Karamanoğullarınca fethedildikten sonra en yüksek tepesine bir kale kondurulmuş ve çevresine yerleşilmiştir.

Osmanlı kayıtlarında Engürü olarak geçen Ankara’nın Nogaylar tarafından halen Engürü telaffuzu güzel bir eşleşmedir.

Ankara halkı kadim bir Karamanoğlu şehri olarak kültürel ve folklorlar bakımından Konya ve iç Anadolu’nun tipik bir şeklidir. Giyim kuşam, konuşma, kibarlık, misafirperverlik ve dini hassasiyetler hep aynıdır.

1980’li yıllarda Kulu ilçesinde bulunmam dolayısıyla sık sık gittiğim Ankara ile şimdiki Ankara arasında 11-14-2018 tarihleri arasında bulunduğum sürede epey farklılıklar ve yenilikler gözlemledim.

Ulaşım Ankaray ve Metro ile yerin altına da inmiş, ancak aynı hızla devam eden nüfus ve araç artışıyla yerin üstünde bir farklılık görülmüyor.

İstanbul’da ve Konya’da olmayan halk otobüsleri sayesinde paralı iniş biniş imkânı halen sürüyor. Otobüs içinde bilet arama gibi bir sıkıntıya girmiyorsunuz.

Her hatta bulunan halk otobüslerinin ortasında aynen 1974 yılında İstanbul İETT otobüslerinde olduğu gibi bir muavin tezgâhını otuyor ve nakit ücretleri alıyor.

Bu gidişimde Ankara’da birkaç kere şoföre Ankara kart uzattığımda paralı olduğunu ve muavini gösterdiler.

Birkaç defa da büyükşehir belediyesi EGO otobüslerine bindim, birisinde Ankara kartım boş çıktığında şoföre: ne yapacağız usta? diye baktım, gülümsedi. Sonra bir vatandaş hemen benim için çektiriverdi. Bir defasında da yine EGO’ya binmek zorunda kaldım binmeden önce yanımdaki gence benim için bir de çektirebilir misiniz? bozuk param var, dediğimde çektirdi ama ısrarıma rağmen para almadı.

Ankara 40-50 yıl öncesine göre çok değişmiş de denebilir hiç değişmemiş de denebilir, Aynen İstanbul yazılarımda olduğu gibi iki başlığın da altını doldurabilirim, ancak ben burada bazı değişikliklerden bahsedeceğim.

AŞTİ’de kitapçılara yani sürekli açık sergilere baktığımda artık Best-Seller kopyası ve Sözcü-Cumhuriyet yazarlarının yanı sıra ülkücü ve dini kitaplara da rastlanıyor.

Oysa elli yıl önce bu gibi Ulusta, otogarda veya başka ayakaltı uğrak yerlerdeki kitap sergilerinde sadece devrimci ve sosyalist eğilimli kitaplar yer alırdı.

Erzurum günleri için AKM ye gittim, değerli arkadaşlar, Ankaralı kardeşlerim! bu AKM’nin etrafı ne öyle? Her taraf toz toprak tarla gibi, hurdalık gibi yerlerden giriliyor. Ankara’nın tam ortasında el atılmamış mezbelelik gibi geniş bir alan burası.

Bilen varsa anlatsın lütfen!