11-14 Ekim arası Mülteci Destek Merkezinin düzenlediği toplantılar için Ankara’daydım.

Bu zaman zarfında serbest zamanlar denilen anlarda yani akşam ve sabah saatleri sokağa çıkarak Ankara’yı dolaştım.

Her sabah ayrı bir camide sabah namazı kılmak nasip oldu, bu camilerimiz Kocatepe, Melike Hatun ve Hacı Bayram Veli camileridir. Bu hususu ayrıca “Ankara camileri ve ayakkabılıkları” başlığıyla yazıya döküyorum.

Bir akşam Çankaya’da dışarı çıktım, otelde 330 ml su dört lira olduğundan dışarıdan su almak amacıyla bir ulusal market zincirinden suyu aldım atmış kuruştu. Bir gün sonraki akşam aynı markete vardım ama geç kalmış olmalıyım ki kapalıydı, hemen aynı sokağın-caddenin karşısında Ankara merkezli bir marketler zincirine vardım ve 330 ml suyu 120 kuruşa aldım.

Evet, aynen öyle aynı sokaktaki iki marketin birisinde aynı su 60 kuruşken diğerinde 120 kuruştu.

Bu suyun maliyetinin toptan 40 kuruşun altın da olduğunu bildiğimden çok şaşırdım. Bu su, ara yerlerde bir liradan satılıyor bu normal karşılanabilir, ulusal marketin 60 kuruşa satması da gayet normaldir ancak Ankara merkezli bir market zincirin 120 kuruşa satması asla normal değildir.

Ankara belediyesinin billboardlarında halk ekmek 70 kuruş yazıyordu.

Halk bu reklamı görünce düşünüyor belediye yetmiş kuruşa ekmek satarken mutlaka kar da ediyordur o halde bir lirayı hatta 1250 kuruşu az bulan ekmekçi esnafı neden kar edemiyor?

Burada Ankara belediyesine diyeceğim şu ki sen ekmeği 70 kuruşa satıyorsun çok güzel ama iş bununla bitmiyor hemen dibinde senin gözetim ve ruhsatın altında faaliyet gösteren bir marketler zinciri 330 ml suyu 120 kuruşa satarken kontrol etmen gerekmez mi? halk namına ekmeğe yaptığını suya da uygulaman lazım gelmez mi?

Gelelim çaya…

Ankara’da sokak ve caddelerde dikkat ettiğim ikinci fiyat da çaydı, dediğim gibi Ankara kültürel olarak bir Karamanoğlu yurdu olması bakımından aynıdır. Çay sokakta yetmiş beş kuruş ve bir liraya satılıyor.

Ama AKM’de açılan Erzurum günlerinde hem de bu halk gününde yer alan tezgahta çay iki liradan satılıyordu bunu da çok pahalı bulduğumu söyleyeyim.

Başkentte  insanın gözüne ilk takılan gıda maddesi simittir. Burada bütün tezgâhlarda yazıyla “simit 1 lira” yazıyordu, bu da son derece alicenap bir tutumdur.

Ulustaki Hacı Bayram sokağına varmadan ana cadde üzerindeki caminin dibindeki wc’ye girdim ücret 1500 yazıyordu, çıkarken ücret kulübesindeki arkadaşa (biraz fiyatlı değil mi?) dedim. Adam avucumda uzattığım bozuk paralardan bir lira aldı ve konuşmaya başladı:

Abi ben görevliyim, ama burayı 27.500 liraya tuttular samimi söylüyorum, bana giren çıkan yok ancak, kurtarmıyor ve bu kirayı bile çıkaramıyoruz, dedi.

Aşti’de akşam namazı için mescide gittik burası kadrolu imamı da bulunan kocaman bir cami gibiydi nerdeyse. Ayakkabımı elime alıp yer ararken tezgâhın arkasından görevli elinde galoşla ayakkabımı aldı ve ben içeri yönelince numaranı al kardeş! Dedi. Baktım elinde bir numara var meğerse her ayakkabıyı koyduğu yerin numarası varmış.

Çıkarken hep böyle 7/24 ayakkabı takibi mi yaparsınız? Dediğimde; 7/24 olmasa da büyük oranda yaparız, burası Ankara 72.5 millet buradan gelir geçer dedi.

Evet, doğru ve yerinde bir uygulamaydı.