MEVLANA DERGÂHI DIŞINDAKİ MEZARLIKTA İSTİRAHAT EDEN BÜYÜK EVLİYAULLAH

Şeyh Hazreti Sadreddin-i Konevi Kuyumcu başı oğlu idi. Annesini Muhiddin-i Arabi hazretleri alıp oğlu Sadreddin’i Muhiddin’e teslim etti. Bu nedenle bütün öncekilerin ve sonrakilerin ilmiyle ledün ilmini (Allah vergisi bilgi) Muhiddin-i Arabi hazretlerinden tahsil ederek mürşid-i kâmil olmuştur. Böylece Sadreddin-i Konevi hazretleri Muhiddin-i Arabi hazretlerinin yetiştirdiği gözbebeği ve övey oğlu olmuştur. Allah ikisinden de razı olsun! KARPLOS EFENDİ Mevla Muhiddin Bin Muhammed Bin Muhammed Mevleviler yakınında metfundur. Bu Konya şehri Osmanlı hanedanının şehzadelerinin taht şehri olmakla birçok şehzadenin el attığı yerlerden biridir. Bu şehzadelerden çoğu da burada metfundur. H 962 M 1554 senesi Kanuni Sultan Süleyman Han şehzadesi Selim Hanı Konya’ya vali tayin ederek “adaletle hükümet gibi hüküm eylesin” diyerek bu eyalete görevlendirince şu güzel beyti tarih düşmüştür: Livâ-yı ‘adl-i şehzade urub nûr – Karaman illerini kıldı aydın (Şehzade Selimin Konya’da dikilen adalet sancağı nur saçarak Karaman illerini aydınlattı)

İSMAİL KARAPINAR VE EREĞLİ

Konya’dan ayrıldıktan sonra kıble tarafına sekiz saat mesafede İsmail (İsmil) kasabasına geldik. Konya Karapınar’ı kasabasında konakladık. Rumeli’nde 40 kilise Karapınar’ıyla karıştırmamak için Buna Konya Karapınar’ı diyorlar. Karapınar Konya toprağında bir hâkimliktir. Havası suyu hoş, bağ ve bahçeleri güzel ve boldur. Şirin bir kasabadır. Çarşı içinde Süleyman Han Camii vardır. Kurşun örtülü büyük bir camidir ki Mimar Sinan eseridir. Bundan başka mescitleri, üç tekkesi, sıbyan mektebi, sultan çarşısı da vardır. Buradan dokuz saatte Ereğli’ye geldik.

EREĞLİ VE ANTİK KALESİNİN ÖZELLİKLERİ

Osmanlı ülkesinde gezdiğimiz yerlerde dört Ereğli vardır. Bir: Rumeli’nde İstanbul yakınlarında, Silivri ile Tekfur dağı arasında “Tekfur dağı Ereğlisi” olup büyük limanıyla kalesi vardır. İki: Karadeniz sahilinde Bartın ile Akçaşar arasında Bartın Ereğli’sidir. Üç: Saruhan Ereğlisi olup git gide harap olmaktadır. Dört: Karaman Ereğlisi olup hazreti rasülüllah efendimizin (sav) hazreti Ömer’e verdiği ağzı yarı mucizesiyle ve hazreti Sultanü’l-ulema ve Celalededin-i Rumi Mevlana’nın ilgi alanı olması sebebiyle günden güne mamur ve abat olmaktadır. Yene Van tarihine göre Ereğli şehrini ve kalesini ilk yapan hazreti Nuh’un oğlu hazreti Sam aleyhisselamdır. Sonra Ereğli kalesini hazreti Ebubekir’in (ra) zamanında sahabenin saldırı korkusuyla Hirakl Kayseri Herakliyus bina edip adını Herakliye koymuştu. Sonra h 484 / m 1092 tarihinde Sultan Alaeddin bu kaleyi kuşatarak büyük bir savaş, acı bir muharebeyle fethetti. Bütün yaralılara peygamber pınarının başındaki çamurdan sürünce tüm dertliler ve yaralılar o mübarek kil çamuruyla şifa buldular. Ereğli ismi “er kili” yani “er çamuru” demekten galat olarak Ereğli adıyla adlanmış evliyanın nazargahı / ilgi odağı güzel ve parlak bir şehir olmuştur. Sonra halkı isyan ettiğinden Ebu’l-feth Muhammed kalesini fethedip eşkıya yerleşmesin diyerek yer yer yıkmıştır. Bir tepe, höyük üzerinde beşgen, sağlam ve güzel bir kaledir. İçinde kale komutanı, eratı ve cephane yoktur. Ebu’l-feth Gazi yazımına göre Karaman eyaletinden vergiden muaf, Müslüman, Haremeyn vakıflarından bakımlı bir şehirdir. Saadet asitanesinde Darussaade ağası padişahın kanunu üzere işlerimi yürütür. Onlar tarafından şanlı bir muhteşem ağa yüz atlı ile hükümet eder. Önceleri İslam hükümdarları elinde iken Haremeyn vakfı imiş, hatta kâfirlerin elindeyken bile kral Herakl bu şehrin suyunun peygamber mucizesiyle aktığını gördüğü halde imana gelmemiştir. Ama Emirülmüminin halife hazreti Ömer’e ve diğer halifelere her yıl hediyeler gönderdiğinden Ereğli rasülüllahın (sav) manevi himayesinde olmuştu. Zira bu Herakl (Herakliyus) Kayserin hazreti Ömer Medine’de dördüncü bürde parmağıyla gözünü çıkarıp Kör Herakl olup hayatı boyunca halifeye korkusundan hediyeler gönderirdi. Bu ana kadar Ereğli halifelerin korumasında olup Haremeyn hâkimi zapt eder. Karaman paşasının tabileri asla saldıramaz. Bir hâkimi de şeriat tarafından olup 300 payesiyle şerif kazadır. Mamur köy ve bucakları vardır. Bu bucaklardan yıllık yedi kese geliri vardır. Kethüdayeri, yeni çeri serdarı, muhtesibi, şehir naibi, şehir emniyet amiri, su taksiminde meravı yani su ağası vardır. Eğer su ağası, merav olmazsa gece gündüz su için kavga eksik olmaz. Zira bu şehir Peygamber Pınarı Dağı dibinde kurulmuş olup doğu, batı ve kuzeyi Hirakl ovası sayılır. Bu geniş ovada 6000 kadar bağ, bahçe, yaylak ve mezra bulunur ki tamamı bu sudan sulanmaya muhtaç olduğundan bir su hakimi vardır. Su herkese sırasıyla verilir. Bu şehir yüksek saraylarla süslenmiş ve mamur olup her evde bir akarsu, havuz ve şadırvan tertip edilmiştir.

EREĞLİ’DEKİ ESERLER

Koca Mehmet Paşa Camii Süleyman Hanın vezirinin camii olup Mimar Sinan yapımıdır. Çok sayıda mescit ve tekkesi de vardır. Hanları arasından Rüstem Paşa Kervansarayı da Mimar Sinan eseridir. Hamamı, çarşısı, pazarı olup yiyecekiçecekleri de son derece beğenilenlerdendir. Ziyaret yerlerinden İskender Zade Abdürrahim Efendi hazretlerinin nur dolu türbesi özellikle gönül ehlinin uğrak yeridir. Ereğli şehri ne kadar anlatılsa azdır. Çünkü eski zamanda Antakya şehrinden sonra Hırakıl yani Ereğli şehri mamur ve abat bir şehirdi. Sonra Selçuklu Sultanı Alaeddin mamur ederek Darulmülk (başkent) edinince Ereğli’nin imar durumuna halel geldi, geri plana atıldı. Peygamber aleyhisselam efendimizin mucizesi olarak Ereğli’de akan Pınarbaşı mesire yerini metheden merhum Cemali’nin burayla alakalı manzumesini teberrüken alıyorum: Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlar, sadece ondan yardım talep ederim, yâ Fettâh! Hamd kılmak halka vaciptir Nimetine ins ü cin taliptir Hem salat ü selam ol Ahmed’e Mazhar-i Levlâk o ser-i emced’e Sahbına evladına, evladına olsun selam Onlar ile oldu çün din tamam Ehl-i ahbardan rivayet olunur Çok tevarihte hikâye olunur Bir gün ol sultan-i zeyn-i enbiyâ Vâkıf-i esrâr-i pâk-i “Hel etâ” Otururdu rahmeten lil’âlemin Hem salatıyla emirü’l-müminin İbn-i Hattab Ömer ol kân-i cûd Hazreti Serverle kılmıştı sücûd Hazret ağzından mübarek yârini Ol nübüvvet ağacı esmarını Vrdi ağzından dedi ki ya Ömer Emir haktır sen bunu tut muteber Bu emanettir senin ağzında bil Vakti gelinceye kadar sakla gıl Onu bel’ etti Emirü’l-müminin Mustafa’nın sırrına oldu emin Dar-ı mihnetten muhabbet darına Gitti Sultan kodu yârin yârine Yar-i sani ‘âdil ü ‘âmil Ömer Ehl-i İslam buldu devrinde zafer Bir melikin adı Herakl-i Rum idi Kendisi ve cümle kavmi şûm idi Görmediler yüzünü peygamberin Mucizatın bilmeyip ol Server’in Name yazıp gönderip ol kavm-i dâll Sandılar ki ola bu işi muhal Dediler ki isteriz biz ya imam Dininiz hak ise bildir bittemam Zahir olsun ilimizde bir pınar Cari olsun görelim hem aşikâr Terk edelim din kendi yılımız Vakfedelim ona bütün ilimiz Hem Müslüman olalım biz bittemam Sözümüz hep cümle budur vesselam Name geldi çün medine şehrine Ol Halife adalet bahrine Name geldi çün ona buldu vusul Gördü manasın bilip ol pür usul Zahiren verdi cevab-ı bâsavab Lik düştü kalbine çok ızdırap Gece vardı merkad-i peygambere Makdemine kodu başın yüz yere Çok tazarru’ eyleyerek ağladı Ya Habiballah medet eyle dedi Beyne nevm ü yakaza ol pak-i zat Geldi kim geldi göründü bir sıfat Dedi kim “kaldır başını ya Ömer” Hak katında çün sen oldun muteber Sana verdiğim ağız yarı ki var Gizli idi oliserdir aşikâr Gönder onu Rumu mamur eylesün Zemzem ile ehl-i Rumu sulasun Çün Emirü’l-müminin buldu safa Dedi zahir mücazat-i Mustafa Munkati’ olmaz cihandan tâ ebed Cümleye ondan eriserdir sened Menzile geldi Emirü’l-müminin Çıktı ağzından o dem derhemin Gizledi sanduka içinde onu Hurrem oldu görenin can u teni Gönderip ol dereyi ashab ile İzzet ü ikram ile ahbab ile İhtiram ile anı getürdiler Hirakl-i Rum’a anı yetürdiler Cem’ oluben bu sihirdir dediler Bu yalandır ya mekirdir dediler Dediler bunu koyalım bir yere Olmaya toprak, ola taş ve dere Kodular bir yere yarı, sengi çok Bir deredir taşı çok, toprağı yok Zahir oldu anda enhar-i kiram Mucizat-i Mustafa’dan ey hümam Ne yere kim kodular çıktı su Çün hemandem cari olup aktı su Her biri bir türlü söz söylediler Bunun üzere infak eylediler Yarı varıp kodular taş mermere Çoğu münkir oldular peygambere Kıt’a-i ahir Koyunca seng üzere mai zahir Tulu’ etti o dem bir mai tahir Serian anda dahi oldu cari Rasül-i kibriyanın ağzı yarı Dediler ol pınara şimdi “Ejiz” Ne hikmettir kim akar söyle tiz tiz Cemian ettiler tecdid-i iman Edip tasdik cümle olup Müslüman Mucize ve hem keramet oldu bu Zemzem-i Ahmed değil midir bu su? Oldu meşhur zemzem ile İsmail Hacer ana ile babası Halil Lik budur mucizat-i Kibriya O şefaat-kanı tac-i asfiya Mün kirine oldu malum bittemam Bldiler ol hazreti hep hâss u âmm Zübde-i evlad-i İsmail Halil Hazreti Ahmed-i Muîn bâ delil Enbiya ve evliyanın efdali Âdem evladının oldur ekmeli Mucizatından zuhur etti pınar Takimidir? zemzem denilse sad hezar Ol mübarek su başında has u am Mesken edip tuttular anda hıyam Ol makam oldu nazargah-ı Hüda Seyrederler padişah ve hem gedâ Müfti-i devr-i zaman ehl-i yakîn Hazreti Es’ad efendi şeyh-i din Eyledikde hac için azm-i sefer Bu diyarı eyledi seyr ü güzer Olmağıla bu vilayet Râh-ı hacc Olduğuçin dâhil-i min külli fecc İzzet ile bu tiyara geldi ol Vardı nehre seyr için buldu vusul Meclisinde hazır olan arifan Olduğiçin müfti-i sahib-zaman Eylediler anda istifta olar Bu suyun aslın beyan et dediler Suret-i fetvada verdiler cevab Dinle budur ol cevab-ı bâ savâb İrade eyleyüp yâri Mübarek ağzının yâri Yarub etrab ve ahcarı Nehirler eyledi cari Zülal-i mucizatından Bu yerler oldu dil-i seyr-âb Haraca kesti tiğ ile Bütün küffar-i füccarı Mâ hasal su böylece oldu revan Mucizat-i Mustafa’dan her zaman Ol feza kim yok idi anda pınar Olmuşidi bağ u bostan sebz ü zar Hep kuyudan içilirdi suları Hem su için var idi kayguları Gördüler ki aktı nehir bîgiran Dediler cümle olmak Müslüman Ehl-i İslam oldular cümle tamam Mucizat-i Mustafa’dan has u amm Gördüler bu nehri cari b^sebat Bir sudur ki mislidir Nil ü Fırat Edip cuş u huruş aktı kuraya Hemanden başladı zikr-i Hüdaya Anın sıt ve sadasın sanma hâli Ki zikrullah eder dinle makali Lisan-i hal ile der ya Muhammed Ki sensin mazhar-i levlak-i emced Benim âşık sana can u gönülden Senin fikrin benim gitmez dilimden Bana kılmak karar iken ola mı? Fezalar bana hiç mesken ola mı? Benim senden muradım budur ey şah Mübarek yüzünü göstere Allah Bile girem seninle cennete ben Şefaat kıl erişem rahmete ben Ben oldum çünkü ma-i mucizatın Ki senden isterem hem mucizatın Beni bir kere nuş eden ricale Şefaat eyle yalvar Zülcelale Bu şevk ile tamam etti figanı Heman alçaklara oldu revanı Olup cari figan ve zarı güya Ovalar oldu güya misl-i derya Tehassun etmeğe hak u gubarı Götürüp yaydılar seddi ile yâri Geçip yazı, dere derya-yı Nil.