Ezan bütün dünyada asıl meşruiyet kazandığı ve Kuran ve hadislerin kaynak dili olan Arapça okunur ve bütün Müslümanlar da ne denmek istediğini bilirler.

Ezan-ı Muhammedinin hangi dilde okunacağına karar çoktan verilmiştir ve kıyamete kadar da öyle devam edecektir.

Eğer bir dil değişikliği farzımuhal olsa bile buna vekil değil asil olan ehl-i kıble yani günde beş vakit camileri dolduran cemaat-i müslimin karar verebilir.

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde, Ezanın Türkçeleştirilmesi fikri muhtemelen ilk defa Ziya Gökalp tarafından 1918’de ortaya atılmıştır.

26 Eylül 1932 tarihinde yapılan ilk dil kurultayından sonra bütün diyanet vazifelilerinin ezanı Türkçe okumaları emri verildi: 1950 yılına kadar devam edecek Türkçe ezan metni şöyleydi:

 “Tanrı uludur / Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrı’dan başka yoktur tapacak / Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrı’nın elçisidir Muhammed / Haydi namaza / Haydi felaha / Namaz uykudan hayırlıdır  / Tanrı uludur / Tanrı’dan başka yoktur tapacak.”

Ezanın Türkçe okunması sıkı bir şekilde takip edilse de yeni şekli benimsemeyen müezzinlerle halkın ezanı çocuklara ve meczuplara, imam ve müezzin olmayan kişilere okutmak suretiyle aslî şekli muhafaza etmeye çalıştıkları, bu devri yaşayan ve bir kısmı halen hayatta bulunan kişilerin ifadelerinden öğrenilmektedir.

Ezanın Türkçe okunmasına ilk büyük tepki 1 Şubat 1933’te Bursa’da meydana geldi. Ulucami’de Topal Halil adında halktan birinin Arapça ezan okuduktan sonra minare dibinde bekleyen bir sivil polis tarafından tartaklanarak karakola götürülmek istenmesine tepki gösteren halk, hükümetin bu konuya müdahalesini protesto etmek üzere önce Evkaf müdürlüğüne, oradan da valiliğe yürüdü.

Ancak bütün bu baskılara rağmen ülkenin birçok yerinde ezanın aslî şekliyle okunmasına gizli-saklı da olsa devam edilmiştir.

1941’den itibaren çeşitli tarikatlar ve dinî gruplar da yurdun her yerinde gittikçe artan bir şekilde Arapça ezan okuma mücadelesine girişmişlerdir.

Arapça ezan okuma yasağının kaldırılması amacıyla 1950 seçimlerinden sonra yoğun bir çalışma başlatıldı ve 16 Haziran 1950’de Ramazan arifesinde ezanın Arapça okunması serbest bırakıldı.

Bu durum, Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki’nin imzasını taşıyan 23 Haziran 1950 tarih ve 6715 sayılı tamimle bütün müftülüklere resmen tebliğ edildi.

Yasağın kalkmasıyla birlikte ramazan ayında minarelerden yükselen ezanlar büyük bir sevinçle karşılanmış, selâtin camilerinin minarelerinde çifte ezanlar ve salâlar okunmuş, sabah ezanlarını dinlemek için camilerin etrafında toplananların secdeye kapanıp yeri öptükleri görülmüştür.

(Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi)