350 YIL ÖNCE AKDENİZ SAHİLLERİNDE BİR GARİP TURİST

EVLİYA ÇELEBİ SİLİFKE VE KALESİNDE

 “Silifke kalesi antik çağda Tekyanus yapısıdır. O zamanlar Kıbrıs adası Venediklilere bağlı olduğundan Silifke’ye de Venedikliler hâkim idi.

1475 yılında Sultan Bayezid Veli tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Badesti Başkumandanı Gedik Ahmet Paşa’nın büyük bir savaşla aldığı tarih kitaplarında ayrıntılı olarak yazılmıştır.

Bazen Kıbrıs eyaletine bağlanmakla beraber şimdi Adana eyaletine bağlı Silifke sancağı paşasının ikametgâhıdır. Padişah tarafından paşaya 4 milyon 700 bin akçe hassa verilen Silifke’den paşası savaş sırasında 600 silahlı asker çıkarır.

Alaybeyi ve garnizon komutanı vardır. 16 zeamet sahibi, 620 de tımar sahibi vardır. (zeamet 20 bin akçe üzeri, tımar 20 bin akçeye kadar vergi geliri olan birimlerdir) Bütün bu zeametler ve tımarlar savaş sırasında alaybeyi sancağı altında 5000 akçe başına bir cephaneli savaşçısı sefere çıkmak zorundadır. Bu hesaba göre sefer sırasında Silifke sancağı 1700 silahlı askeri hazır eder.

Silifke 300 payesi ile şerif kazadır. 70 adet asi köyü vardır. Bu köylerden 3000 kuruş kadıya teslim edilen geliri vardır. Paşaya ise 20 bin kuruş varidat gelir. Merhum bizim Mostarlı Mustafa Paşa 40 bin kuruş hasılat elde ederdi. Çünkü Mustafa Paşa dağlardaki asi suhte eşkıyasını kontrolü altına almayı başarmıştı.

Silifke sancağı 11 kazadır: Silifke, Ermenek, Nevahi (Ermenek’in batısındaki Güneyyurt da dahil bütün köyleri kapsayan kaza), Selinti (Gazipaşa) Mamuriye (Anamur) Zeyn-i şerif (bugün Gülnara bağlı Zeyne beldesi) Sadı, Karataş, Sinanlı (Mut ilçesinin Ermenek’e sınır bölümü) , Mut ve Gülnar.

Allaha hamdolsun ki bu 11 kazadan Sinanlı hariç tamamını gezdim, şu anda Silifke’yi seyrettiğimiz Kara Henk belindeyiz ki bu yüce dağın doruklarında Kara Henk Sultan tekkesine yüz sürüp iki rekât şükür namazı kıldım ki sebebi bu güvenliği olmayan dağlardan selametle geçmiş olmamızdır. Kara Henk Sultan tekkesinde Şeyh Musa hazretlerinin ruhaniyetlerinden medet talep edip  Allah’ın izniyle bu manevi yardım sayesinde Silifke’ye geldik.

Silifke kalesinde askeri kethüda ve yeniçeri serdarı Kıbrıs yeniçerilerindendir. Zira İstanbul, payitaht yeniçerileri yol üzerinde değildir. Bütün Kıbrıslının at oynattığı yerlerdir. Gayet karmaşık sapa yoldur, duasını yitiren gelemez, gelen de gülemez. Bu dağlar böyle bir emniyetsiz yollardır.

Silifke’de Şeyhülislam (genel müftü) Nakibüleşraf ve ayan eşrafı, kale komutanı ve 60 askeri vardır.

Silifke kalesi yalçın kayalı, bir tarafı topraklı yüksek bir tepede havalesi olmayan, gayet sağlam yüce bir kaledir. Şekli badem şeklinde şeddadi tarzda yapılmış taş binadır. Dört tarafı 1300 adımdır. 23 kulesi vardır, kapısı kıble tarafındadır. İçinde 60 toprak damlı evi vardır, etrafında hendekler bulunmamaktadır. Zira etrafı yalçın kaya olduğundan hendek kazmaya uygun değildir.

İçinde bulunan bir cami Sultan Bayezid hanın yapısıdır. Kale komutanı ve askerleri burada ikamet ederler. Bu kalenin doğu ve kıble tarafı tamamen mihrap sahibi Müslüman varoşlar olup üç camiden başka mescitler de vardır. Çarşı içinde antik tarzda Sultan Alaeddin Camii yine eski usul engin bir minareli eserdir. Kâfirler istila ettiklerinde minaresini yıkmış olduklarından fethedildikten sonra bu minare alçak tarzda yapılmıştır.  Ramazan Ağa mescidi, Rum mahallesi mescidi ve Bozkır mescidi bildiklerimizdir.

Silifke’de bir hamam, iki han ve 50 kadar dükkan vardır. Mahkemesi köprünün başındadır. Mahkemeye yakın paşa sarayı vardır.

Silifke kenarında varoşlarda tamamı harabeye dönmüş bağ ve bahçeler içinde çok sayıda tarihi kemer, han ve imaret eserleri var ki tarif olunmaz. Bunlar Takyanus zamanından kalan devasa antik kentin bakiyesidir.

Silifke’nin suyu ve havası gayet ağırdır, Serçeyi sıtma tutar. Halkı baharla beraber tamamen yaylalara çıkarlar.

Silifke’de turunçgiller, nar ve incir boldur. Halkının durumu fakirdir.

Göksu üzerindeki 17 kemerli köprüsü Takyanus eseridir. Dünyaca meşhur köprülerden birisi de budur. Köprünün mahkeme bulunan tarafında bir vergi odası vardır orada gümrük vergisi alırlar.”

EVLİYA ÇELEBİ'NİN SİLİFKE'DE GİRDİĞİ VE 50 KİŞİNİN ÖLDÜĞÜ ÇATIŞMA

Ağaz, derenin içinde 40 haneli Müslüman köyüdür. Bu köyde bağlı bahçeli bir aileye konuk olduk.

Silifke’den aldığımız tüfekli 20 cesur muhafızımla bir yere konup beklerken kapıdan; çok yaşlı, keçe külah sarıklı, kınalı saçlı yaşlı bir kadın elinde değneğiyle girip selam verip tokalaşınca herkes şaşkına döndük.

Ben: hoş geldin kadın anam, dedim o da hemen: siz hoş geldiniz deyip oturdu.

Kadının karşısında 30 tane burma bıyıklı, kulaklarını ona dikmiş olan gözü pek kişi el pençe divan durmuş hizmetini bekliyorlardı.  Bu konuşmalardan sonra: ey Osmanlı çocuğu bu yardımcılarınla sen buraya nereden geldin ve nereye gidersin, bu yollardan kuş uçmaz kervan geçmez, diye bana hitap etti.

Ben de: Osman oğullarının kuluyum ve suhte Mahmut Paşa oğluna gideriz, dedim.

Öyle olsa ya, benim mezara giren iki kahraman evladımı Silifke’de Pazar yerinde atlarından indirip Müsellem ile Silifkeli Ramazan ağa denen kâfir dağ gibi oğullarımı parça parça edip öldürdüler. Osman oğlu benim öcümü alır mı deyip ağladı.

Anacığım kendini harap etme, üzülme, hele şu yolculuğu sağ salim bir bitirelim inşallah İstanbul’a varınca Osmanoğulları’ndan senin evlatlarının öcünü almaları için ne gerekirse yapacağım, onların katillerini, bulduracağım, dedim.

Kadın bana inandı ve başını açıp dua edip hadi uşaklar hazırladığınız yemekleri getirin, dedi ve bütün orada bulunanlar ve yardımcılarım 40-50 tabak yemeği yedik çok eğlenceli bir akşam oldu.

Yemekten sonra bir bohça don gömlek, keçe seccade ve ağır Türkmen kilimlerini bedava getirip bize bıraktı, burada misafir olduk. Çok neşeli bir akşam geçirdik derken Allah’ın hikmeti ki kadının iki yaşlı kardeşi varmış onların evlerinde bir feryat bir vaveyla figan yükseldi ki bir anda yiğitliğimiz harekete geçti ve Allah Allah sedalarıyla tüfek, balta ve nara seslerinden derelerin içi inledi.

Çok şaşırdım, meğerse Karataşlı 300 suhte fırsattan istifade (işsiz medrese talebesi) bu kadının Silifke’de iki oğlunun öldürüldüğünü duyup ganimettir diye kadının iki kardeşinin evlerine baskın yapıp yaşlı kardeşlerini, hizmetçi ve karılarını sekiz kişiyi öldürüp mallarını ganimet diye yağmaladıktan sonra dere içindeki evlerini de ateşe verirler.

İşte bütün bu olaylara şahit olan keçe külahlı yaşlı kadın başına miğferini, sırtına zırhını alıp bizim konağa gelip bizi de silahlı olarak görünce ardı sıra gelen 70-80 silahlı adamlarıyla beraber gelmişti. Burada neler oluyor, siz de kimsiniz diye sorarken bir anda sarayın önünde meşaleler yakıp neft katranları ateşleyen 300 suhte kapımıza dayanarak korkusuzca yaşlı kadını istediler.

Hemen yaşlı kadının ve bizim silahlı adamlarımız silahlarıyla damlara, pencerelere ve balkonlara siper alarak bir yaylım ateşine giriştiler. Suhteler ormanlık alana kaçmak zorunda kaldılar.

Hulasa bu gece sabaha kadar anlatılması imkânsız bir çatışmalı gece geçirdik.

Kadının iki adamı şehit yedi adamı da yaralandı, benim de atımın birisi öldürüldü, suhtelerden ise 19 kişi geberdi, toplamda 50 kadar ölü vardı.

Bu halde sabaha kadar suhtelerin leşleri konakladığımız evin önünde kaldı, almaya cesaret edemediler, sonunda kaçmaya karar verip kayalıklara doğru gittiler.

Bu durumdayken Silifke’den refakatimize verilen korumalar bize: ağa biz sizi buradan öteye götüremeyiz, beraberce Silifke’ye dönelim dediler. Yaşlı kadın da: sakın ileri gitmeyin, beraber Mut kalesine Ali paşaya şikâyete gidelim, dedi.

Biz bunları tartışırken Allah’ın hikmeti olarak Kıbrıs yeniçerilerinden ve Aklimandan 320 kadar asker yetişip bulunduğumuz köye geldiler ve suhtelerin leşlerini görüp teyakkuza geçtiler.

Yaşlı kadını onlara emanet ettik, kadın bize iki küheylan at ve 128 kg ibrişim hediye ederek bizimle gelen Silifke refakatçileriyle beraber Mut kalesine Ali Paşaya şikâyete gitti.

 (Evliya Çelebi Seyahatnamesi 9. cilt s. 322 / 1670)