Ahir zamanda vakitlerin hızlı geçeceğini büyüklerimiz ifade ederlerdi. Gerçekten o dönemleri yaşıyoruz. Günler hızlı hızlı tükeniyor. Takvim yaprakları koparılmayı beklerken bir bakmışsınız haftalar günler geçivermiş. Artık günleri takibi bıraktık. Takvim yapraklarını haftalık- on günlük dilimlerde koparma imkanı bulabiliyoruz.

Sanki saatler turbo motoru takmış, zamana yetişilmiyor. Bereketsizlik zamana da sirayet etmiş. Bir iş yapmaya niyet ediyorsunuz, yetişmiyor, yarıda kalıyor.

***

Anlaşılan odur ki dünyamız da yaşlandı. Son demlerini yaşıyor. Biran önce görevini tamamlamak için hızlı hızlı dönüyor. Vampirlerin, gözü dönmüşlerin yaptıklarına şahit olmamak ister gibi… Zulümler artıkça, semada mazlumların çığlıkları yankılandıkça, dünya ömrünü nihayete erdirmek istercesine dönüşünü hızlandırmakta.

Vakitler hızlı trenin yol alması gibi. Bir günü bir saat, bir haftayı bir gün, bir ayı bir hafta, bir yılı bir ay gibi hızla tüketmeye başladık. Heveslerimiz isteklerimiz bitimsiz, hiç ölmeyecekmiş gibi planlar, planlar, planlar yapılmakta ancak zaman akıp gitmekte.

Ahir zaman diye tespit edilen vakti aynen yaşıyoruz. Dünyaya meylimiz artmakta, zamandaki hızlı akışı somut olarak idrak edebiliyoruz. Ne zaman pazartesi ne zaman cuma olduğunu fark bile edemiyoruz. Zamana ayak dahi uyduramıyoruz.

Vakitteki bereketsizliği, zamanın hızla geçmesini hepimiz hissediyoruz. Ahir zamanda yaşamamıza rağmen planlarımız hep uzun vadeli, sanki hiç ölmeyecekmişçesine hayat biçimimizi dünyaya endekslemiş durumdayız.

***

Bize sunulan fırsatları ganimet bilip, ahir zamanın bereketsizliğini (vaktin akıp gitmesini) lehimize çevirebiliyorsak ne ala!

Hadis-i şerifte ifade buyrulan; zamanın hızla akıp gitmesinin tahakkuk etmesine rağmen, hala kendimizle oyalanmakta, nefsimizin arzu ve isteklerine kulak kabartmakta, asıl yapılması icap eden görev ve sorumluluklarımızı unutmaktayız.   Malum sona doğru hızla yol alırken, o yolculuğun gereklerini ne kadar yapabilmekteyiz?

Dünyanın tarla olduğu gerçeği göz ardı edilerek, hiçbir gayret yoksa ne fidan dikilmiş, ne de sulama yapılmış… asla meyveye eremeyiz. Elde var koskoca ziyan edilmiş, bize sunulan bir ömür sermayesi olursa vah ki bizlere vah…!

Hasıl-ı kelam; Peygamber Efendimiz (S.A.V ) in hadis-i şerifleri ile nihayet vermek istiyorum. ” Zaman yakınlaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, hafta da bir gün gibi, gün saat gibi, saat de bir çıra tutuşması gibi (kısa) olur.