Süt köpüğü bulutlar üzerinde

4 Mart 2019 pazartesi günü saat on birde Medine-i münevvereye Konya hava alanından uçacak olan uçağımızı beklerken hafif yağmur çiseliyordu.
Uçağımıza tam saat on birde bindik. Uçak tamamen bir ulusal hac ve umre tur şirketinin hizmetine tahsis edilmişti.
Girerken bizleri tek tek güler yüzlü hostesler karşıladı. Herkese birer kahverengi paket verdiler. Ben onu can yeleği gibi bir şey sanmıştım. Oysa içinde bir çift çorap, bir seccade ve bir cüzdanlı bel kemeri vardı.
Her ne kadar biletimiz olsa da İslami hassasiyet gereği kadınlar arka tarafa erkekler de ön tarafa alınarak istedikleri koltuğa oturdular.
THY’ye ait 225 kişilik uçak tamamen doluydu. Yerde birkaç tur attıktan sonra havalanacağı piste girdi ve bütün motorları büyük bir gürültüyle çalıştırarak burnunu havaya kaldırdı ve artık Konya bütünüyle altımızdaydı.
Kapalı havayı yararak süt köpüğü bulutların üzerine çıktığında Konya çoktan geride kalmıştı. Şimdi ortam güneşli bir hava ve mavi bir gökyüzünden ibaretti.
Altımızda Torosların karlı zirvelerini net olarak izleyerek Akdeniz’e ulaşırken tur şirketi rehberi hoca efendi mikrofonu aldı ve evvela trafik duası olarak bilinen şu iki ayet-i kerimeyi okudu:
Vekâle-rkebû fîhâ bismillâhi mecrâhâ vemursâhâ inne rabbî leġafûrun rahîm
“Binin ona. Onun yüzüp gitmesi de durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” dedi.” (Hud 41)
Subhâne-lleżî saḣḣara lenâ hâżâ vemâ kunnâ lehu mukrinîn Ve-innâ ilâ rabbinâ lemunkalibûn
“O, bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve “Bunu hizmetimize veren Allah’ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz” diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır.” (Zuhruf 12, 13, 14)
Ardından bir aşr-i şeriften sonra duada bulunarak herkesin gönlünden geçenleri Allahtan istedi.
Tur şirketimiz Türkiye’de bir ilk olarak kapalı devre radyo yayınıyla “tam ibadet”i gerçekleştirdi. Bu alet rehber hoca efendide mikrofon ve verici diğer umrecilerde ise telsiz bir alıcıyla kulaklıktan ibaretti. Rehber hoca efendi gayet hafif konuşuyor ve duaları okuyor umreci gurup da bunu içinden tekrarlıyordu. Bütün 15 günlük ziyaretlerimiz sırasında bu alet bütün ayet ve duaları (namaz dışında) bilen bilmeyen herkesin okumasını sağlamış oldu. Ayrıca her sabah haremeynde (mescid-i haram – Kâbe ve mescid-i nebevi) okunan toplu hatimler ve evrad-ı şerifler (Gümüşhanevi hazretlerinin Mecmuatü’l-Ahzab adlı eserinde geçen en etkili duaların bir araya getirildiği Evrad-ı Bahaiye ve Evrad-ı Fethiye) de bu alet sayesinde herkesçe tekrarlanıyor ve ibadetlerde bir bütünlük sağlanmış oluyordu. 
Gerek yaptığımız beş umre ve Safa ve Merve arası sa’ylar ve gerek diğer zamanlarda hiç bir kişi ve gurupta böyle bir uygulama yoktu.
Uçağa bindiğimiz ilk andan son günümüze kadar umrecilere yapılan dört önemli tembihat vardı ki bu tembihatlar ve talimatlar İslam bütünlüğü ve birliğine verilen önemin tam bir göstergesiydi:
1- Hiç kimseye eziyet vermeyeceksiniz, daima güler yüzlü olacaksınız ve karşılaştığınız bütün Müslümanlara selam vererek sevgi gösterisinde bulunacaksınız.
2- Haremeyn’e ve hicaza müfettiş olarak değil ziyaretçi olarak gittiğinizi asla unutmayacaksınız. Bu bakımdan oralarda hata aramayacaksınız ama hata da yapmayacaksınız. 
3- Türkiye’ye döndüğünüzde kesinlikle eksikleri ve yanlış bildiklerinizi anlatmayacaksınız. Daima iyi tarafları göreceksiniz ve bardağa dolu yanından bakacaksınız. 
4- Suudi Arabistan’ın hassas olduğu durumlara (Kabirlere, türbelere aşırı ilgi, kıbleden başka tarafa duada el kaldırmak ve benzeri) dikkat edeceksiniz, görevli asker, polis ve sivil muvazzaflara saygı ve sevgiyle yaklaşacaksınız. 
İnşallah “Suudi Arabistan’ın tevessül anlayışında büyük değişim” adlı makalemizde konuyu izaha çalışacağım) 
Tur şirketimizin ve rehber hocalarımızın dört Rabbena vurgusu da son derece önemliydi. Ben şahsen bu dört Rabbenayı her zaman çocukluğumdan beri bilir ve okurdum. Ancak bütün dünya Müslümanları tarafından ısrarla okutulması ve okunması beni en fazla etkileyen ve zaman zaman gözyaşlarına boğan bir durum olmuştur.
Mesela bir Endonezyalı gurubu düşünün; en öndeki rehber Rabbena der ardındaki 30 – 40 kişilik gurup da topluca bunu tekrarlarken müthiş bir seda yükselir göklere: Rabbena… Bu da ayrı biğr güzellik ve ihtişam katar tavafa. 
Ayrıca bu dört Rabbena’nın da hac ve umre yapanlardan ayetlerde hikaye edilerek tavsiye edildiğini de hatırlatalım. 
Kur’an-ı kerimde birer ayet olan ve Allah cc tarafından bizlere en etkili dua metni olarak öğretilen bu dört Rabbena’dan üçünü bütün Müslümanlar bilir:
1-“Rabbena âtinâ fî-ddunyâ haseneten vefi-l-âḣirati haseneten vekinâ ‘ażâbe-nnâr” 
 “Onlardan, “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru” diyenler de vardır.” (Bakara 201) 
2- Rabbenâ-ġfir lî velivâlideyye velilmu/minîne yevme yekûmu-lhisâb
«Ey Rabbimiz! (Amellerin) hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!» (İbrahim 41) 
3- Rabbenâ innenâ semi’nâ munâdiyen yunâdî lil-îmâni en âminû birabbikum feâmennâ(c) rabbenâ faġfir lenâ żunûbenâ vekeffir ‘annâ seyyi-âtinâ veteveffenâ me’a-l-ebrâr
"Rabbimiz! Biz, 'Rabbinize iman edin' diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, bizleri sana ermiş kullarınla beraber yanına al"
Dördüncü Rabbena ise Müslümanların birbirini tanımaları, ön yargısız olarak işbirliği yapmaları, geçmiş ve mevcut Müslümanlar hakkında kin garaz ve husumetten uzak durmaları çok ince bir anlatımla direktif veriliyor. 
4- Vellezîne câû min ba’dihim yekûlûne rabbenâġfir lenâ veli-iḣvâninâ-llezîne sebekûnâ bil-îmâni velâ tec’al fî kulûbinâ ğıllen lillezîne âmenû rabbenâ inneke raûfun rahîm
“Onlardan sonra gelenler ise şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.” (Haşr 10) 
“Velâ tec’al fî kulûbinâ ğıllen lillezîne âmenû 
Kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma!” 
Dördüncü Rabbena içindeki bu cümleyi bu umre ziyaretimizde bütün Müslümanların ağzından işittik ve beraberce söyledik. Bu bakımdan Müslümana yaraşan ahlak, sahabe-i kiramdan bugüne kadar gelmiş geçmiş hiçbir Müslüman hakkında eğri büğrü laflar etmemektir. 
“Kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma!” 
Ey Müslüman kardeşim!
Şimdi ayet-i kerimeden verdiğim şu cümleye bir daha bakalım.
Kini nefreti, düşmanlığı bırakalım onlar başkalarına yaraşır. Biz Müslümanlar kardeşçe ve Allaha kul, resulüne ümmet olma bilinciyle beraberce yaşayalım ve elimizden geldiğince yüce dinimizi tebliğ edelim.
Unutmayalım ki en etkili tebliğ iyi bir Müslüman olarak yaşamaktır.
Ashab-ı kiramdan günümüze kadar geçen İslam âlimlerini, müçtehitlerini, müfessir ve muhaddislerini saygıyla analım. Onlar arasında zaman zaman geçen tatsız olayları halk arasında anlatmayalım. 
Hele hele şu haklıydı bu haksızdı gibi yerli yersiz ve densiz densiz konuşmayalım. 
Kafile başkanı hoca efendi Medine-i Münevvere’ye inmeden önce son olarak Şair Nabi’nin şu şiirini hatırlattı ve kimin huzuruna çıkıldığı hususunda ikazlarda bulundu:
Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbûb-i Hüdâ’dır bu
Nazargâh-i ilâhîdir, Makâm-ı Mustafâ’dır bu
Habîb-i Kibriyânın hâb-gâhıdır fazîletde
Tefevvuk kerde-i arş-ı Cenâb-ı Kibriyâ’dır bu
Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-i âdem zâil
İmâdın açdı mevcûdât dü çeşmin tûtiyâdır bu
Felekde mâh-ı nev Bâb’üs-Selâmın sîne-çâkidir
Bunun kandîli cevzâ Matla-ı nûr-i ziyâdır bu
Mürâât-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha
Metâf-ı kudsiyândır bûse-gâh-ı enbiyâdır bu

Devamı; Medine-i Münevvere ve Mescid-i Nebevi – Umre Hatıraları-2’de