Her şey “tebdil-i mekânda ferahlık vardır” Yer değiştirmekte huzur vardır, sözünde düğümleniyor.

Bu hafta turizm haftasıdır malumunuz, bu nedenle yazımızı bu konuya hasrediyorum.

Dünyaya hâkim olanlar daima gezenler olmuştur. Tarık bin Ziyat önünde perişan olup krallıklarını ve ülkelerini kaybeden Vizigotlar (Portekizliler ve İspanyollar) çareyi gemilere binip bilinmeyen ülkelere yelken açmakta bulduklarında kendileri bile nelere kavuşacaklarının farkında değillerdi.

Portekizliler Ümit burnundan geçerken Yemen denen bir ülkede karşılaştılar Osmanlılarla. Hindistan’a vardıklarında her yer onlarındı artık. Ama yerleştirecek adamları ve akıncıları olmadığından vergiye bağlamaktan başka yapacakları bir şey yoktu.

Osmanlılar ise “kendilerine sorun çıkaran ve arkadan vurmaya devam eden Karamanlıları ve diğer yaramazları” Balkanlara ve yeni fethettikleri uçlara akıncı olarak yerleştiriyorlar ve o ülkelerin kalıcı olarak sahiplenmelerini sağlıyorlardı.

Şimdi Balkan ülkelerinde gururla soydaş olarak bağrımıza bastığımız ve bizleri de vardığımızda bağırlarına basan bu insanlar yer değiştirerek ümmete de millete de kendilerine de büyük bir hizmet ifa ediyorlardı.

Portekizliler ve İspanyolların bir kısmı da doğu sanarak batıya gitmişler ve bugünkü Güney Amerika ülkelerinin tamamına yakınını sömürgeleri haline getirmişlerdi.

Osmanlılarda ise sömürgecilik değil “İla-i kelimetullah” gayesi egemen olduğundan uzaklara açılamamışlar ve Avrupa ile Asya’da sıkışıp kalarak o geniş ülkeleri bugünkü hak etmeyen “kefere ”sahiplerine bırakmışlardı.

Belki de dünyayı bu iki kıtadan ibaret sanıyorlardı, kim bilir?

Belki de ünlü denizcimiz Piri Reise gereken önem atfedilmemişti. Oysa Allah cc Müslümanlara hitaben, hicreti ve dünyanın boş arazilerine yerleşmeyi emretmişti, ama bu ayetleri o sıralarda daima kısır ve yerel bir manaya hapsetmiş olmalılar ki devasa dünya toprakları bugünkü zalimlerin eline geçmişti.

“Kendilerine zulmetmekteler iken meleklerin canlarını aldığı kimseler var ya; melekler onlara şöyle derler: “Ne durumdaydınız? (Niçin hicret etmediniz?)” Onlar da, “Biz yeryüzünde zayıf ve güçsüz kimselerdik” derler. Melekler, “Allah’ın arzı geniş değil miydi, orada hicret etseydiniz ya!” derler. İşte bunların gidecekleri yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir.” (Nisa 97)

Hicretin de bir hikmeti vardır aslında o hikmet Allah’ı ve onun peygamberlerini tanımayanlardan kaçarak başka yerlerde tanıma kabiliyeti olanlara hakkı duyurmaktır.

“Hicret, tevbe kapısı kapanmadan son bulmayacaktır. Tevbe fırsatı da Güneş batıdan doğuncaya kadar devam edecektir.” (Ebû Dâvûd)

Bu hadis-i şeriften de hicretin emredildiği ve dünyaya peygamberimizin mesajlarının duyurulabilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.