ERMENİ SOYKIRIMI MI TÜRK SOYKIRIMI MI?

Dünyanın birbirine girdiği, kimin silahının kimin kellesinde olduğunun karıştığı birinci cihan harbi sırasında Osmanlıların Millet-i Sadıkası (efendisine sadakatini kanıtlayan) Ermenilerin isyanı ve doğu ve güneydoğu Anadolu’da yaptıkları katliamlar üzerine bir göç ettirme (tehcir) hareketi yaşanmıştır.

Osmanlı devleti katliam yerine hıyanet içinde olan Ermenileri yurt dışına göçe zorlayarak daha büyük belaların önüne geçilmiştir. Bu esnada Kuzeyden güneye oradan da Suriye Lübnan taraflarına yapılan sürgün sırasında yer yer istenmeyen olayla olmuştur.

Ancak bu esnada mağdur olan Ermeniler değil Türklerdir zira masum köyleri talan ede ede Beyrut’a ulaşan Ermeniler oradan da ABD’ye geçip rahatlarını sağladıktan sonra kendi yaptıkları soykırımı Türklerin üzerine atarak dünyayı yanlarına çekme gayretine girmişlerdir.

Türkiye’nin her defasında arşivlerin karşılıklı açılması ve tarafsız bilim adamlarının incelemesine izin verilmesi teklifine hiçbir zaman sıcak bakılmamıştır. Zira biliniyor ki Osmanlı arşivleri ve kendi arşivleri on binlerce Anadolu insanının toplu katliamlarla hunharca kuyulara doldurulduğunun belgeleriyle doludur.

Osmanlı devletinin ülkeden hicret ettirilen Ermenilerin ve Rumların maddi ve manevi hukukunu da bu esnada sonuna kadar koruma altına aldığına da tarihi belgeler şahittir.

Anadolu’da Kalan Rum - Ermeni Malları

Dev Osmanlı devleti yıkılıp yerine Türkiye cumhuriyeti kurulmasına az zaman kalmıştır artık.

İmparatorluk çeşitli etnik ve dini cemaatlerin ve teşekküllerin bir arada yaşaması demekti. Ulus devlet ise tek milliyetin bulunduğu devlet demekti. Durum ona doğru yürümeye başlamıştı.

İmparatorluk çözülüyor, ortaklar yavaş yavaş ayrılmaya başlıyorlardı. Yabancıların kışkırtmalarıyla “Millet-i Sadıka” denen Ermeniler de doğuda büyük katliamlarla ortamı kan gölüne çevirmişler ve sonuçta büyük bir göç ettirme hareketine (tehcir) lüzum görülmüştü.

Türkiye’den tehcir ve mübadele yoluyla evini barkını emlak ve arazisini terk ederek giden Rum ve Ermenilerin malları itina ile korundu.

Özellikle İzmir gibi büyük Rum göçünün yapıldığı illerde terk edilen malların korunması ve yağmalanmaması için büyük askeri ve inzibati tedbirler alındı.

Bu bağlamda Göç edilen topraklar bölgelere ayrılarak Rum ve ermeni malları koruma altına alındı.

Rumlardan kalan evlere yerleşenler çıkarıldı, uzun süre oturduğu tespit edilen Türklerden rayiç bedel üzerinden kiraları bile tahsil edildi.

Rum ve ermeni mallarına konarak yağma yapanları ihbar edenlere büyük ödüller verildi.

Elde mevcut olan tespit defterlerine göre sadece İzmir dâhilinde Rumlardan kalma on bin ev ve bir o kadar kıta arazi, zeytinlik bağ ve bahçeler vardı.

Anadolu’nun her tarafında ermeni tehciri sonucu bu tarzda on binlerce mesken ve dükkân kaldı, Osmanlı devleti bunların hiç birisinin yağmalanmasına müsaade etmedi.

Bütün Anadolu’da kalan gayr-i menkulleri bir bir defterlere kaydettirdiler.

Bu gayrimenkullerin bir gün asıl sahiplerince veya varislerince istenebileceğini hesaplayarak muazzam bir korumaya tabi tuttular.

Sultan 2. Abdülhamid’in dâhiyane fikirleri kadar İslam’dan taviz vermeyen bir de hamiyetperverliği vardı.

Zira kul hakkı demek sadece Müslüman kulları değil gayri Müslimleri de kapsıyor ve onların mal ve kazançlarının da sonuna kadar devlet olarak korunmasını gerektiriyordu.

Millet-i Sadıka esprisine şahit bir belge; bu belgede Bursa Ermeni patriğine madalya ve rütbe verilmesinden bahsediliyor.

Ermeni Patrikten Abdülhamid’e Mektup

Devletlü efendim hazretleri

Bursa ermeni murahhaslığı vekili bedoka bir kıta mecidiye nişan-ı zişanı ihsan buyrulması iltimasına dair patrik-i sabık görgak bir kıta mektub menzur-i ali-i cenab-ı şehinşahi buyrulmak içün arz ve takdim kılındı.

Mumaileyhin şayan-i taltif olduğu ruus-i iş’ardan anlaşılmağla ber vech-i iltimas kendisine dördüncü rütbeden bir kıta nişan-ı Zişan ihsan buyrulması hakkında her ne vecihle emr u ferman hazreti milükane müteallik ve şeref-sudur buyrulur ise mantuk-i alisi infaz olacağı beyanıyla tezkire-i senaveri terkimine ibtidar olundu efendim. 195-11066-2-1 / 21 Şubat 1279 //6-89-1-1

Cenab-ı hilafet-i cihan refah-bahş-i alemiyan veliyyü ni’met-i bi-imtinan … umum-i tebea ve zir-i destan olan padişah-ı adalet-unvan ve şehinşah-ı amimü’l-ihsan hakikaten sevgili padişahımız gazi büyük sultan abdülhamid han-i sani efendimiz hazretlerinin ömr ü şevket-i hümayunlarını dünyalar durdukça revnak ve terakki-i daimi ile haiz-i feyz-i beka ve … devriye-i alemi maksad-ı felah-efza-yı şahanelerine müsaid ve Tevfik nüma buyursun amin

Zir-i cenah-ı müstelzimü’l-felah saltanat-i seniyyelerinde bulunmak şeref-i ali’l-aliye mazhariyetle mübahi ve müftehir bulunan bilcümle tebea-i sadıka-i şahaneleri hakkında bir yevmi celilü’l-kadr olan veladet-i bahiru’s-saade cenab-ı zıllüllahilerinin zeban-i ubudiyeti dürud deymumiyet-i ömr ü ikbal-i Şehriyarileriyle tecelli ve dil-i … memlukiyeti inayat-i şamiletü’l-afak tacdarını idrak ile mütehassis ve mübahi bulunan abd-i acizlerince husule getirildiği ihtisasat-i meserret-gayat hariç-i daire-i arz u tasvir olmağla bu babda süküt-i edibaneyi bit-tercih yanız vücud-i Feyz-nemud-i veliyyi ni’met-i azamilerinin ila ahiri’d-deveran erike-i saltanat-i osmaniyyeye ziynet-resan olması duay-i mefruz-i’l-edani bu vesile

ile dahi bi-hulusi’l-bal isal-i icabergah-ı rabb-i müteal eylemiş bulunduğumu arza ictisar eylerim ol babda ve katıbe-i ahvalde emr u ferman ve lutf u ihsan-i bi-payan şevketlü kudretlü kemal-i merhametlü padişahımız veliyyü ni’met-i alem efendimiz hazratlerinindir.

Kulları Bursa Ermeni Murahhasası Patrik-i umumi Nikobos 1280 / 195-11066-2-1 / 21 Şubat 1279 //6-89-1-1

Osmanlılarda ırk ve din ayırımı yoktu

Bundan yüzyıllar öncesinden 1900’lü yılların başına kadar Osmanlı imparatorluğunun her memleketinde Ermeni, Rum ve Türkler yan yana yaşamayı başarmışlardır. Bu etnik ve dini unsurların ayrı mezarlıkları, mabetleri ve mahalleleri olması gayet normal karşılanıyordu. Her etnik cemaat geleneklerine törelerine istediği gibi bağlı kalıyor ve asla bir asimilasyon politikası güdülmüyordu.

Biliyoruz ki birçok milleti ve halkı içinde barındıran Osmanlı imparatorluğu uyguladığı hukuk sistemiyle diğer İslami İmparatorluklarda olduğu gibi her renkten, dinden ve etnik kökenden uluslarla beraber yaşamayı başarmıştır. Bunun tek amili “Şer’i Şerif” tabir ettikleri İslam’ın evrensel hukuk sistemidir. Bu sistem diskalifiye edilince görüldü ki insanları bir arada tutmanın başka hiçbir yolu yoktur.

Bu nedenle dünya üzerinde yaşayan tüm etnik kökenler bir ayrı devlet hevesiyle bulundukları muhite savaş açarak yüzyıldır kan dökmektedirler. Bu kandan medet uman “derin dünya” devletleri ise acımasızca bunlara silah vererek birbirini kırdırmaya devam ediyorlar.

Şunu asla unutmayalım ki ayrı ırktan birçok milleti bir arada tutmanın tek yolu din kardeşliğidir. Din kardeşliği pörsüdükten sonra ve zamk olma hassasiyetini yitirdikten sonra ayrı etnisiteleri bir arada tutmanın imkânı yoktur.

19. yüz yılda batılı devletler Osmanlı imparatorluğunun bu özelliğini kaybetmesi için İslam’dan soğutma ve uzaklaştırma faaliyetlerini yürüttüler. Bunu başarınca yani Müslümanları dinden ve Kur’an’dan uzaklaştırınca artık ötesi kolaydı.

Çeşitli milliyetçilik hareketleriyle bütün balkan ve Arap ülkelerini ufak ufak devletçikler kurdurarak imparatorluğu çökertmeyi başardılar.

Eğer İslam ülkeleri uyanıp aslına dönmezlerse şimdi sıra biraz büyük kalan İslam ülkelerinin içindeki lehçe farklarını, mezhep ayrılıklarını körükleyerek birbirine kırdırmayı ardından da ayırarak kantonlara bölmeyi deneme aşamasındadırlar.

Ancak şu anda Suudi Arabistan öncülüğündeki Mısır ve dolar bağımlısı İslam ülkeleri ABD’ye tam bir merbutiyet sergilemektedirler. Sudan’da yapılan darbe bu merbutların çoğaltılma faaliyetinin bir parçasıdır.

Sonuç olarak, 1915 – 1916 Ermeni soykırımı iddiaları sömürgeci ve haçlı zihniyetli batının akıl almaz bir iftirasıdır.

Almanya’nın Yahudilere, Fransa’nın Cezayirlilere, Amerika’nın Kızılderililere, Çinin Uygurlara, Rusya’nın Kırım tatarlarına yaptıkları soykırımların adı okunmazken aslı astarı olmayan bir yalana sarılarak Türkiye’ye yüklenmeleri tamamen düşmanca bir tavrın ve kötü niyetin eseridir.