Tarihin bir tayfun olup insanlarını sağa sola serptiği yerlerden en önemli bir yerdir Ermenek.

Bin yıldır bu taşlık Kilikya’nın kayalık bölgesi Osmanlılar zamanında da Sengistan (kayalık ülke) olarak bilinmiş ve olağanüstü bir mekân olarak algılanmıştır.

Bugün dahi Ermenek bölgesi devletimiz nezdinde “şark görevi ifa edilen” bir mahrumiyet bölgesidir.

Karamanoğullarının ilk başkenti olması ve Osmanlılara en son teslim olan bölge olma durumu ona daima mesafeli yaklaşıma neden olmuştur, diye düşünenler bile vardır.

1475 yılında Karamanoğulları Osmanlılara tam olarak bağlanınca esen kasırga imparatorluğun başta Balkanlar, Kıbrıs ve Anadolu’nun ücra köşeleri olmak üzere Ermeneklileri her tarafa sürüklemiştir.

1798 yılında Konya’da görülen bir mahkeme Ermeneklilerin ne denli yerlerinden edildiğinin resmi şahididir. O tarihte Ermenek’te görevli Abidin ve Ahmet adlı iki zalim Ermeneklileri karaman ve Konya’ya “bir fert bırakmadan” sürüyor ve halk yaban ellerde sersefil kalıyorlar. Olay padişaha aksedilince bu iki zalim idareci cezalandırılıyor ancak olan gene Ermenekliye oluyor.

Münferit vakaları bahane ederek yapılan bu zulümde halkın durumu belgede şu kelimelerle ifade ediliyor; perakende, sergerdan, mağdur, sefil, perişan ve tab-âver-i tahammül (güç yetmez bir bela).

Ermeneklilerin yerinden ayrılmasına 1970 yılına kadar bir sebep de fakr u zaruret idi ve Ermenekli ekmeğini taştan çıkaramıyor topraktan çıkarmak üzere Anadolu’nun çeşitli yerlerine hicret ediyorlardı.

İşte bizim gurbete çıktığımız bu dönemde devamlı duyduğumuz bir cümle “Ermeneklinin olmadığı yer yoktur” lafı idi.

1999 yılıydı, tekstil işiyle uğraşıyordum Konya ve çevresinde mobil pazarlama yapıyordum, bana o zamanlar “Konya’nın posta kodu” derlerdi.

Bir gün Altınekin’e gittim, nerelisin muhabbeti sırasında bir hacemmi, burada da bir Ermenekli var, deyince gözlerim parladı, zira memleketimi ver memleketlimi son derece seven bir yapıdaydım.

Araştırdım, Altınekin’e bağlı Akıncılar kasabasında imiş, adını bilen yoktu ama ipucunu alınca doğruca Akıncılara vardım. Sorduğum kişiler Hacı İsmail’in kızıyla evlenen Ermenekli Aliyi arıyor olmalısın, ne hayır? Dediler.

Ben de hemşeri oluyoruz, görmek istedim, deyince Hacı İsmail’in evini tarif ettiler.

Kapıyı çaldım içeriden gariban, durgun, ve biraz da ürkek orta boylu tıknaz ama solgun bir adam çıktı.

Ben Ermenekli birisini arıyorum dedim, ben Ermenekliyim dedi.

Gargaradan Hatıplardan Ali kanık, diye ilave etti.

Kamyonum evinin önündeydi, müşteri hanımlar dağılınca içeriye Fadime Hanımla beraber girdim.

Yemek çay ikram ettiler.  Altı çocuğundan dördü Akıncılarda evlendiği İsmail amcanın kızımdandı, bu hanımı ölünce Hodoğlu köyünden bir hanımla evlenmiş bu hanımından da 2 çocuğu daha olmuştu. Her ay geldiğim Akıncılarda Ali abi merhumu görmeden gitmezdim, evini kapısını bize açardı.

Altı çocuğundan İbrahim 2000’li yılların başında altı yaşlarındaydı. Onunla Kayseri’de önceki gün karşılaştık. Hunat Hatun Camii önünde Akıncılarlı oda arkadaşım Yenihaber Gazetesi yazı işleri müdürü Seyfullah Koyuncu ile beraber çay içtik. Büyümüş, okumuş ve Kayseri Haseki eğitim merkezinden mezun olarak vaizlik payesini hak ettiğini söyledi.

Ermenekli Ali Kanık 2007’de devamlı mustarip olduğu kalp hastalığından dolayı vefat etti, çocukları büyüdü, hepsi iş güç sahibi oldular.