HOŞ GELDİN AYLARIN EFENDİSİ!

Hoş geldin ruhumun hoş esintisi

Hoş geldin ayların şahı ramazan

Sil süpür gönlüme taht kuran isi

Durulur hep sende şımaran azan

Hoş geldin on bir ayın efendisi.

 

Afaka yükselsin ezan, salalar

Duyulsun teravihte tesbih sesi

Dolsun cemaatle hep musallalar

Tutsun mümin Allah derken nefesi  

Hoş geldin on bir ayın efendisi.

 

Af, cennet ve rızadır tek arzumuz

Ne yapacağını bilir o kendisi

Narı da hoş, nuru da hoştur rumuz

Açsın gözümüzün önünden sisi

Hoş geldin on bir ayın efendisi.

 

Âlemlere rahmet nebi, rahmet ay

Kuşatsın hidayet nuru herkesi

Yerinde sayanlara ah, vay ki vay!

Ya Rab! Hidayet et! Kırsın kafesi

Hoş geldin on bir ayın efendisi.

-------------------------------------------------------------

KORKTUKLARI İSLAM BU MU?

DİN NEDİR?

Dünyada yaratılan ilk insan bir peygamberdir, adı Hz Âdem Safiyyullatır. Yani Allah cc, kendinden türeyecek insanlara daha onlar gelmeden sapık yollara düşerek kendisini unutmasınlar diye bir peygamber göndermiştir.

Yaratıcı, insanları hiç Peygambersiz koymamış ve bir elçiyle uyarılmadıkça kimseye azap etmeyeceğini vaat etmiştir.

“Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkâr, başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz.” (İsra/15)

İslam dininden önce de dinler vardı onların da adı İslam olmasına rağmen ikinci bir ad olarak en büyüklerinden olan Hıristiyanlık peygamberi olan Hz İsa’nın memleketi Nasıra beldesine nispetle Nasranilik, Yahudilik de Hz Musa’ya nispetle Musevilik ve ya Yahudilik adını kullanmışlardır.

Bu peygamberlerin hepsi kusursuz ve masumdurlar, birbirlerini desteklemişler ve müjdelemişlerdir. 

Dört büyük kitap içinde Kur’an-ı kerimde birbirlerini onaylama ve müjdelemekten bahsediyor. Ancak devamlı sonra gelenler öncekileri onaylayarak ve ya çağın gerektirdiklerini ekleyerek gerek kalmayanları da kaldırarak bir rol üstlenirler. Mesela Kur’an bu bağlamda en son gelen olarak neshedici anlamında Nâsih diğerleri de neshedilmiş/yürürlükten kalkmış manasında mensuhturlar.

İnsanoğlu bile yönettikleri ülkelerde yasalar çıkarırlar ve günün şartlarına göre bu yasalar ve kararnameler değişir durur. Hiç kimse yeni çıkan yasalara karşı eskilerini savunmaz. İşte Allah Teâlâ hazretleri de yasalarını devamlı bir gelişim içerisinde peygamberleri aracılığıyla insanlara göndermiştir. En son yasası olan Kur’an-ı kerimi diğer tüm yasaları yürürlükten kaldıran bir düzen olarak göndermiştir ancak ondan öncekiler biz eski yasayla yürüyeceğiz diyerek ellerindeki eski ve yeni gelen yasayı gönderen tek Allaha karşı gelerek dünyada büyük bir fitne koparmışlardır.

(DEVAM EDECEK)

----------------------------------------------------------------

HADİS-İŞERİF DERSLERİ

İslam’ın Kaynakları: Şer’î Deliller

Edille-i ser'iyye, dînî ve ser'î hükümlerin çıkarıldığı ve dayandıkları kaynaklardır ki, bunlar da dörttür:

1. Kitap: Kur'an-i Kerîm.

2. Sünnet: Peygamberimizin mübarek sözleri, isledikleri ve başkaları tarafından yapılan işlerde o işi tasvip mahiyetindeki sükûtlarıdır.

3. İcmâ-i ümmet: Bir asırda, Ümmet-i Muhammed'in müçtehitlerinin bir mesele hakkında ittifak etmeleridir.

4. Kiyâs-i Fukahâ: Bir hâdisenin kitap, sünnet ve icmâ-i ümmetle sâbit olan hükmünü; ayni illete, ayni sebebe ve ayni hikmete dayandırarak o hâdisenin tam benzerinde de ispat etmekten ibarettir.

İçtihat: Şer’i hükmü, şer’i delilinden çıkarma hususunda olanca ilmî kuvvetini sarf etmektir.

 

Müctehid: Herhangi bir ser'î hükmü âyet-i kerîme ve hadîs-i şeriflerden çıkaran, kıyas yapabilen büyük âlimdir. Müctehid olabilmek için, bütün islâmî ilimlere vakıf olduktan sonra mevhibe-i ilâhî (Allâh vergisi) olan ledünnî ilme de mazhar olmak lazımdır.

İlmin Yolları ve Bilgi Vasıtalarımız

İlmin Yolları Üçtür

1. Hâvass-ı selîme: Görme, işitme, tatma, dokunma ve koklama isimlerini verdiğimiz beş duyu.

2. Haber-i sadık: Doğru haberdir ki, iki kısımdır:

a) Peygamberlerin verdiği haber,

b) Yalanda birleşmeleri mümkün olmayan bir topluluğun verdiği haber.

3. Akıl.

(DEVAM EDECEK)

------------------------------------------------------------

İSLAM TARİHİNDEN MENKIBELER

Peygamberimiz (Sav) Doğunca

Hz Âmine validemiz Peygamber efendimizi dünyaya getirince dedesi Abdülmuttalibe haber gönderildi.

Kabe yakınlarındaki evinde haberi alan Abdülmuttalip hemen ayağa kalktı ve yanındakilerle beraber Hz Amine validemizin evine geldiler. Abdülmuttalip çocuğu aldı ve doğruca Kabe-i muazzamaya getirdi. Orada Allaha dua ederek şunları söyledi:

Örtülere sarılı

Şu tertemiz bebeği veren Allaha hamdolsun!

Daha beşikteyken tüm akranlarını gölgede bıraktı

Onu kabenin rabbine havale ediyorum

Onu olgun ve sapasağlam görmek için

Tüm kötülerin ve gözleri

Fıldır fıldır oynayan hasetçilerin

Şerrinden korusun diye

Kâbe’nin rabbine havale ediyorum.

-------------------------------------------------------------------

EVLİYA ÇELEBİ HAC YOLCULUĞU

Eski Kale Ve İlk Kıble Beytülmukaddes’in Vasıfları

Yunan dilinde İliya derler. Süryanicede Makdine derler. İberi dilinde Has derler. Arapçada ise Beytimukaddes ve Kudüs derler.

Burası 124 bin peygamberin makamının olduğu ve ayak bastığı yerdir. Kudüs, tufandan önce de tufandan sonra da müminlerin kıblesi idi. Yüce peygamberimiz 51 yaş ve dokuz ay dolunca Medine-i münevvereye hicret emri geldi, on yıl Medine-i münevverede risalet görevini ifa ettiler.

Hicretin ikinci yılında Cebrail aleyhisselam kıblenin değişimini emreden şu ayet-i getirdiler:

“(Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.” (Bakara 144)

Bu mahalde oruç da farz kılındı. Eski kıble Kudüs-i şerif fukaranın kıblegahıydı. Yani o dönemde bütün sultanlar ve krallar burayı arzu ederlerdi. Özellikle bu bölgedeki Hristiyan milleti Hz İsa’nın ana rahmine burada düşmesi hasebiyle bütün savaşlarını buraya sahip olmak için verdiler. Diğer Hristiyan milletlerinin savaş ve mücadeleleri ise Mekke-i mükerremedeki Kabe-i muazzamayı ele geçirmek içindi. Mesela Fil sahiplerinin, Ebrehe’nin ve Yemendeki Tübba kavminin Kabe için Mekke’ye saldırılarını bilirsiniz.

Kudüs kalesini ilk defa peygamberliği sırasında Hz Davut, komutan Talut’la beraber bizzat elleriyle yaptılar. Zira Kelb kralı ve Calut Azez taraflarından Kudüs’e taarruz ediyorlardı. Davut aleyhisselam Kudüs’ü yeniden inşa ettikten sonra komutanı Talut’la Halep yakınlarında Merc-i Dabık adlı yerde büyük bir savaş oldu. Bu savaşta Hz Davut sapan taşıyla düşman komutanı Calut’u öldürdü. Bu hadise şu ayetle anlatılmaktadır:

“Sonunda Allah'ın izniyle onları yendiler. Davud da Câlût'u öldürdü. Allah ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi, dilediği ilimlerden ona öğretti. Eğer Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerleriyle savması olmasaydı elbette yeryüzü altüst olurdu. Lâkin Allah bütün insanlığa karşı lütuf ve kerem sahibidir.” (Bakara 251)

Savaştan sonra Hz Davut tek başına padişah olarak büyük ganimetlerle sağ salim Kudüs’e döndüler. İlk iş olarak Calut’tan kalan ganimetlerle Kudüs kalesini yenilediler. Davut peygamber demircilerin piri olarak savaş aletleri imalatı için demirle meşgul olmayı bırakmadı.

(DEVAM EDECEK)