Sağlıklı bir insan ( gören, duyan, konuşan, yürüyen, düşünebilen ) fiziki ve azaları yönünden eksiği bulunmayan, şanslı gibi gözükebilir.

***

Fitne kazanının kaynatıldığı, günah işlenmekte sınır tanınmadığı bir ortamda sağır, kör ve dilsiz olmak daha hayırlı mıdır? Biz onları özürlü, sakat vb. biçimde görebiliriz.

***

Dünya; görme özürlülere  zindan, kapkaranlık olabilir. Esas karanlık günah karanlığıdır. Kalbin kararmaya başlaması ile tüm beden o karanlık, zulmetle kaplanıverir.

***

Dil var ama şerre meylediyor, küfürlere alet oluyorsa hakkı söylemiyor, hakka yöneltmiyorsa o dil midir? Göz var ama sürekli günaha meylediyorsa göz müdür? Kulak var ama hakkı işitmiyor sürekli şerde ısrar ediyorsa o kulak bizim içim hayır mıdır?

***

İmam-ı Azam Ebu Hanife Hz.’nin babasının ibretlik hikayesi hepimizin malumudur. Bir akarsu kenarında abdest alırken, su akıntısı ile gelen elmayı dişlemesi ile birlikte büyük hata yaptığını anladı. Akıntıyı takip ederek elma bahçesine ulaştı. Helallik diledi. Bahçe sahibi zat hakkını helal etmesi için kendisine hizmet etmesini gerektiğini söyledi…

***

Hikaye uzun konumuzla ilgili olan can alıcı husus; hizmet süresi bitince izin istedi. Yine bir şart ileri sürdü. Benim kör, topal, işitmez, konuşmaz bir kızım var, onunla nikahlanman lazım dedi. İzdivaç gerçekleşince durumun anlatıldığı gibi olmadığını anlayan genç delikanlı, efendim bir hata mı oldu? Ben bu kızla mı nikahlandım? Diye şaşkınlığını ifade etti. Yok bir yanlışlık, kızım kör dedim, hiç harama bakmadı; sağır dedim, haram dinlemedi; topal diye söyledim, harama gitmedi… İfadesiyle haramlara karşı hassasiyetin ne derece önemli olduğunu bizlere işaret buyurmuştur. Böyle bir izdivaçtan da İmam-ı Azam gibi insanlığın hidayetine vesile olan ilim deryası, müçtehit bir zat hayat bulmuştur.

***

Öyle bir zamanda yaşıyoruz dostlarım; yönümüzü ne tarafa çevirsek, sağlam azalarımızla günah bataklığına saplanıp kalıyoruz. Dünya zulüm altında, zalimin zulmünü gördüğümüz halde bakar kör gibiyiz. Şerri ne elimizle ne dilimizle bertaraf edebiliyoruz. O güzelim azalarımızın yaratılış hakkını veremiyoruz.

Hasıl-ı kelam; böyle bir devirde kör, sağır, dilsiz olmak daha mı faziletlidir? Yorum sizin dostlarım…