Önceki gece İstanbul büyük şehir belediye başkanlığı adaylarının açık oturumunu izledik.

Sayın Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu İstanbul için yenilenecek önümüzdeki Pazar yani 23 Haziran seçimleri için İsmail Küçükkaya moderatörlüğünde  bir araya geldiler.

Genel manada iyi bir program oldu. Söz verme, sorular, zamana bağlılık ve onu iyi kullanma bakımından yepyeni bir formatta idi. Demokrasi tarihimizde 2002 yılından sonra hiç görmediğimiz bir açık oturum seyrettik. 

Adaylar iyi bir performans sergilediler.

Bütün ayrıntıları herkes okuyabilir öğrenebilir, burada o konularda sizin zamanınızı almak istemiyorum.

Benim takıldığım husus adayların konuştuğu ve İstanbul için öngördükleri yatay kentleşmedir. Yani şehirlerimizde evler tek katlı, iki katlı, üç katlı mı olsun yoksa çok katlı gökdelen denen binalar şeklinde mi olsun?

Son yıllarda çok katlı kentleşmeye karşı yatay kentleşme tercih edilmeye başlandı daha doğrusu söylemlerde başladı. Hatta cumhurbaşkanımız geçen yıl dikey kentleşmeyi kastederek “İstanbul’a ihanet ettiklerini” itiraf etmişti.

Şimdi yatay deyince benim aklıma Konya geliyor. Bir düşünelim, bundan kırk yıl öncesi gibi gecekonduyu andıran ve yayıldıkça yayılan ve alan olarak da tarım arazilerini seçen bir Konya.

Oysa kentsel değişim projeleriyle tarım arazileri büyük oranda mesken arazisi olmaktan kurtulma yoluna girmişti.

Bırakalım insanları semaya doğru gidebildikleri kadar gitsinler –tabi ki kendi kural ve önlemleri içinde- aksi halde yatay kentleşme ile yüz yıl sonra belediyeler mesken ve toplu konut arazisini bulmak için Merih’i tercih etmek zorunda kalabilirler.

Bir de daha önce Konya’mızda var olan gettolar kentsel dönüşümle tarihe karışmış ve artık farklı dünya ve ahiret görüşüne sahip insanlar aynı çatı altında buluşarak konuşma ve tanışma imkânı da yakalamıştır. Bu durum bütün memleketimiz için de söz konusudur.

Müteahhit veya TOKİ deprem ve diğer risk analizlerini esas alarak sağlam binalarını olabildiğince yüksek yapmalarını engellemeyi doğru bulmuyorum. Tabi bunların tarihi doku ve başkalarının güneşini engellemek gibi doğacak zararlarını da göz önünde tutarak inşaat alanlarını tespit ve tahsis etmelidir.

Şahsen aynı şeyi kabristanlar için de söyleyebiliriz. Herkes köşk gibi mezar yaptırırsa yüz yıllar sonra yeni mezarlıklar açıla açıla kentlerin görünümü nasıl olur acaba?