Bu dağları gezdikçe yeni şeyler keşfetmek kaçınılmazdır.

Mesela zirvelere çıktıkça ağaçlar azalmakla beraber müthiş bir koku yayılır etrafa, adeta buralar bir ıtriyat açık dükkânı gibidir.

Bütün şifalı bitkiler mevcuttur. Acı yavşan, kekik, güvey otu, şapla, sığırkuyruğu, çekme, yaban çileği, geven daha neler. Bunların çiçek açma ve tozma dönemi Temmuz ve Ağustos aylarıdır buralarda.

İşte biz de dört kardeş tam Temmuzun onunda 2019 yıl çıktık Aybelenine.

1970 yılına kadar buralarda kan eksen can bitiren toprakları bütün sahipleri ekiyordu. 1980 yılında tek tük ekenler de son verdiler uğramaya, yani resmen kendimiz ormana ve devlete terk ettik buraları. Devlet de bizim orman da bunda bir sakınca yok da gelecek nasıl gelecek acaba?

Bu sanayi devrimi sarhoşluğuyla elde ettiğimiz nimetler bir gün sona erebilir ve gene bu kırmızı topraklara muhtaç olur muyuz acaba?

Son olarak Mehmet ağabeyimin 1980 yılında nohut ektiği koyaklarımızı ve döşeme harmanları onun sayesinde bulmamız zor olmadı.

Döşeme say harmanlara yayılarak azıklarımızdaki kavun, peynir, ekmek ve Ermenek helvasıyla doyurduk karnımızı. Sonra Sayvat denen kendimizi ve mallarımızı suladığımız tek su kaynağına vardık. İçine girerek kana kana su içtik. Pet şişelerimizi doldurduk.

Sayvat bir tepeciğin sağ ve doğu yamacındadır. Tepenin öbür yamacında da aynı hizada bir su kaynağı bulunmakta olup ikisinin aynı yerden beslendiğini zannediyoruz. Önü iki metre deve dikenleriyle yeşeren Sayvat suyu çevresi ve üzeri bir duvarla örülerek kapatılmış olup ön tarafından girilerek kuyuda biriken suya kaplarımızı daldırarak doldurabiliyoruz. Fazla kap doldurulmayınca taşan su önündeki tekneye dolarak kuşun kurdun ve hayvanların sulanmasını sağlamaktadır.

Orman idaresi her tarafa çam ve katran ağaçları dikmiş durum da. Bu demektir ki elli yıl sonra buralar bambaşka bir manzara arz edecektir. Elli yıl önce ekip kaldırdığımız topraklar bizlere elleriyle kazmalarıyla kürekleriyle tarla ediverip emanet ettikleri topraklara da orman dairesi fidan dikmiştir. Ne yazıktır ki dedelerimizden aldığımız bu emaneti torunlarımıza dev deremiyoruz.

Belki de son kez ana – baba ve dedelerimizim el emeği göz nuru elde ettikleri yerleri seyrettik, onların baktıkları kayalara, koyaklara ve inlere biz de baktık. Onların yoldukları çaşırları, burmaları elledik, kekik ve yavşan topladık ve hasret giderdik.

Ala serçelerin Gök güdüklerin ve kır serçelerinin bizi selamlaması uzun sürmedi. Saatler sonra vedalaşıp ayrıldık.