Osman Bey, Hocası Şeyh Edebali’nin evinde misafir olmuştu. İstirahat  vakti gelince, kendisi için hazırlanan yatağa uzanamadı. Karşı duvarda asılı Musaf-ı Şerifi görünce sabahlara kadar kemal-i edeple gönülden, okudukça okudu…

Sabah namazı vakti girmek üzere idi. Oturduğu yerden uyku galebe çaldı. Rüyasında göğsünden bir çınar ağacının çıkarak tüm dünyayı ihata ettiğini gördü… Hikaye uzun, burada ayrıntıya girmek istemiyorum.

Koca çınarın filizlenmeye başladığı, güzide beldelerimizi Bilecik ve Sögüt’ü Selçuklu Belediyesi’nin “Selçuklu’nun Torunları, Osmanlı’nın izinde” anlamlı projesi ile yerinde görme fırsatı elde ettik.

Yaklaşık kırk kişilik bir kafile ile sabahın erken saatlerinde başlayan program dolu dolu geçti. Bu tür gezilerde rehber önem arz eder. Eğitimci Yusuf Şimşek hocamız rehberliğindeki kültür gezimiz Bilecik ayağı ile başladı.

Bilecik; tarih kokuyor buram buram… Söğüt’te kuruluşun ayak izlerini derinden yaşıyorsunuz… Bilecik hem kuruluşun, hem de kurtuluşun şehri. “Toprağı seramik, taşı mermer, yaprağı ipek” olarak ifade edilen şehir.

Peygamberimiz (S.A.V)’in övgüsüne mazhar olmak için hedef İstanbul olan ulvi mefkure, Söğüt’te hayat bulmaya başladı. Maddi mimarları; Ertuğrul Gazi ve oğlu Osman Gazi ile başlayan süreçte Fatih Sultan Mehmet Han ile müjde tahakkuk ediyor… Manevi mimarları;  Şeyh Edebali ve nice erenler i’lay-ı kelimetullah  uğruna sa’y-ü gayretleri, dört yüz çadırlık Kayı Aşireti’nden cihan imparatorluğuna giden yol, hizmeti Kur’an içindi.

Osmanlı Padişahları Tarih Şeridi, Osman Gazi camisi, Şeyh Edebali Türbesi ilk ziyaret yerlerimiz oldu. Kurtuluş Savaşı’ndan önce işgal yıllarında Yunanlılar 1921’de cennet vatanımızın bir çok yerinde olduğu gibi Bilecik ve Söğüt’te tarihi kutsal yapılara zarar vermişler. Şehri yıkıp, yağmalamışlar. Uzaktan top atışları ile camilerin minareleri hedef haline gelmiş. Yıkılan minareler aynen ibret-i alem için o vaziyette duruyor…

Şeyh Edebali’nin türbesini yakmaya çalışmışlar fakat rüzgar müsaade vermemiş. Ağaç bir dilme ( hatıl) yine ibret-i alem için yanık vaziyette duruyor.

Söğüt’teki Ertuğrul Gazi Türbesi dimdik ayakta, restore edilmiş, bakımlı… Yunan mezalimin izlerini Ertuğrul Gazi Türbesi’nde de yüreğimiz yanarak gördük. Duvarlara ve demir pencere korkuluklarına kurşun yağdırmışlar. Kültürümüzü yansıtan orijinal kıyafetleri ile görevli askerler saygı nöbeti tutuyorlar. Nöbet değişim töreni hepimizi duygulandırdı…

Koca çınarı köklemek isteyen zihniyet, boş durmuyor efendiler…! Tarihimizle bağımızı koparmak isteyen güruh, sinsi sinsi çalışıyor.

Biz kimiz, misyonumuz ne? Cennet vatan boşuna mı yurt edinildi? Binlerce kefensiz yatan şehit ne anlama geliyor? Yavrularımıza ilmek ilmek işlemek lazım.

Çanakkale’yi, Bilecik’i, Edirne’yi, Bursa’yı, İstanbul’u… gezmek görmek; tarihi buram buram teneffüs etmek, hem tarih şuurumuza hem de millet olma şuurumuza  hizmet edeceği kanaatindeyim.

Hasıl-ı kelam; Şeyh Edebali’yi, Ertuğrul Gazi’yi… anlamak kızıl elmayı anlamaktır. Fatih Sultan Mehmet Han’ı idrak edebilmek, ilay-ı kelimetullahın ne demek olduğunu iliklerimize kadar hissederek, hayat felsefesi haline getirebilmek; bizim hem dünya hem de ahiret saadetimizdir.