Olayların peşinden yetişmek imkânsız gibidir.

Dünya nasıl dönüyorsa içindekiler de öyle dönüp değişiyorlar.

Terör 2010 yılından sonra çok farklı boyutlara taşınmış durumdadır.

Artık terör münferit değil süreklilik arz etmeye başladı. Sadece yurt içinde değil yurt dışında da terörle mücadele etmemiz gerekiyor ve mücadele de yapılmaya başlandı. 1983 yılında başlayan ayrılıkçı toplu terör olayları 2010 yılından sonra Suriye’den de büyük tehditlerle saldırmaya başlayınca mücadelenin de yöntemi değişti.

 Suriyeli göçmenler meselesi can sıkmaya başladı. Kendi başımıza Suriye’de bir güvenli bölge kurmamız zor olsa da başarmak zorundayız. Daha can sıkıcı olaylara medyan vermeden Suriyeli üç buçuk milyon göçmen kardeşimizi ensarlık onurumuzu zedelenmeden kendi ülkelerine yerleştimemiz gerekiyor.

Amerika silah satmakta nazlanıyor, yani paranla da olsa almak istediğin malı vermiyor. Ortak girişim sonucu imal edilen F-35 adlı savaş uçaklarındaki hakkımızı çiğniyor. Başka yerden aldığımız silahları kıskanıyor ve bize baskı yapıyor. Suriye’de resmen düşmanlarımızı silahlandırıp büyük maddi ve manevi destek veriyor. Yaptığımız bütün uyarılara ve dostane yaklaşımlara aldırış etmeden bildiğini okumaya devam ediyor. Bütün bunlar ve benzerleri Türk milletinin midesini bulandırıyor ve canını sıkıyor.

Allah cc biz Müslümanlara silahça da paraca da düşmandan asla aşağıda olmamamızı emrediyor. Bu bakımdan son yıllarda yapılan yerli ve milli silah sanayii gurur veriyor. Ancak yeterli değil daha hızlı ve çabuk davranıp düşmanlarımızı geçmemiz elzemdir. Bir de imal ettiğimiz ürünleri fazla açık etmeyi de şahsen uygun bulmuyorum. Erken ötmenin tehlikesinden sakınmamız gerekiyor.

Kıbrıs açıklarında uluslararası sulardaki arama tarama faaliyetlerimizi binlerce km öteden Fransa’nın tehdit etmesi sinirimizi bozuyor. Yunanistan komşumuzun AB üyeliği kozuyla bize karşı dostane olmayan davranışları terbiyesizce bir durumdur.

Suriye’de İran Şiileri, Amerika terör guruplarını, Rusya ise mevcut rejimi destekleyerek bu ülkede bir çıkmaz durumu meydana getiriyorlar. Türkiye ise komşuluk gereği Suriye’nin bütünlüğünden ve Sünni çoğunluğun haksızlıklara uğramasından rahatsızlık duyarak bunu giderecek hareketlerde bulunmaya devam ediyor. Irak ve Suriye’deki Türkmen soydaşlarımıza gereken maddi ve manevi desteğin verildiği kanaatindeyim.

Türkiye Cumhuriyeti ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) ile beraber olup ülkemizde iskân edilen milyonlarca Suriyeliden beş yüz bin kişilik bir ordu kursalar amaçlarına pek tabii oluşabilirler.

Allah devletimize zeval vermesin!