ZAFERLERE İMZA ATAN KAHRAMAN TÜRK MİLLETİ

1071 Ağustos’unda Anadolu’nun kapısını ecdadımıza sonuna kadar açan büyük komutan Alpaslan bir Cuma günü girdiği Frenklerle olan Malazgirt savaşını kazanarak dalga dalga fevç fevç Türklerin, üzerinde yaşadığımız şu cennet vatana, Anadolu’ya ebediyen, kıyamete kadar iskânına yol açmıştır.

Ecdadımız Anadolu’yu korumak ve omuzlarındaki tebliğ yükünü ve İslam sancağını dünyanın bütün burçlarına dikmek için çabalamışlardır.

Selçuklular, Karamanlılar doğudan gelen Moğol eşkıyalarıyla, Akdeniz’den saldıran Frenk korsanlarıyla mücadele ederek Anadolu’yu korurken Osmanlılar İstanbul’un fethini gerçekleştirerek Avrupa’ya hedef koymuşlardır.

Fatih Sultan Mehmet, 1464 yılında gözünü Batı Roma’ya dikerek Avrupa’yı baştanbaşa dize getirip önündeki bütün engelleri aşmıştır.

Yavuz Sultan Selim, 1517 yılında Asya’ya yönelerek Müslümanları tek sancak altında birleştirip hilafet bayrağını Kahire’den İstanbul’a taşımıştır.

1850 yılından itibaren Avrupa sanayiini kurup işçi ararken Osmanlı topraklarını önce on binlerce dönüm parselleyerek madenlerimizi çıkarıp ülkelerine taşımaya başladılar.

Ardından da memleketlerimizi, özgürlük bahanesiyle Müslüman kardeşlerimizi kışkırtarak bir bir elimizden alıp sömürgeleştirmeye başlamıştır.

1876 yılında son Osmanlı padişahı sayılabilecek Sultan 2. Abdülhamit 1908 yılına kadar kurtlar sofrasının baş aktörlerinden olmuş ve dev Osmanlı imparatorluğunun süper güç olma durumunu 33 sene korumuştur.

1908 yılından itibaren doğulusu batılısı, Rus’u, İngiliz’i, Fransız’ı, İtalyan’ı, Alman’ı, Yunanı, Bulgar’ı ve Çıfıt’ı bütün dünya Türkiye üzerine çullanmış bu necip milleti haç önünde diz çöktürmeye azmetmişlerdir.

Cenab-ı hak İslam’ın sancağını taşıyan bu necip Türk milletini, içinden çıkardığı başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere büyük komutanların öncülüğünde Anadolu halkını toparlayıp haçlıların tamamını dışarıya atmaya muvaffak olmuşlardır.

İşte, Tarihin altın sayfalarının yazıldığı 26 Temmuz 1922'de başlayan ve 30 Ağustos'ta büyük bir zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi gibi büyük zaferin ve zaferlerin vuku bulduğu aydır geride bıraktığımız Ağustos ayı.

Dünyada savaşlar da zaferler de bitmez, şimdi de kadim Türk yurdu Anadolu’muzu bölmek parçalamak ve ayağa kalkmasını engellemek için bütün düşmanlarımız seferber durumdadır.

Bir taraftan terörle diğer taraftan ekonomik darbelerle Türkiye’yi diz çöktürtmek isteyen bu şer güçler asla muvaffak olamayacaklardır. Yeter ki biz içeride beraber olalım, attığımız taş aynı şeytana atılsın, uygarca tartışıp birbirimize saygıyla yaklaşalım, ben yoksam tufan demeyelim, kenetlenelim, ülke güvenliği tehlike arz ettiğinde kimseye el açmadan kendimizi savunabilecek hale gelelim.

İçeride birbiriyle didişenler zafere uzak, hezimete yakındır. Zafer daima tek hak yola girmiş ve birbiriyle kenetlenmiş olan Müslümanlarındır.

“Bundan başka, sevdiğiniz bir şey daha: Allah katından bir yardım ve yakın bir zafer vardır. İnananlara müjde ver.” (Saf 13)

AĞUSTOS AYI KAHRAMANLIK ŞİİRLERİMDEN;

TÜRK MİLLETİ

Denemeye kalkma Türkün sabrını

Bin yıllardan süzülerek geldik biz

Kılıçla kazarız düşman kabrini

Ölenlere üzülerek geldik biz.

 

Gün geldi er olduk kadınımıza

Sakladık dertleri batınımıza

Gök kubbe yıkılır hatırımıza

Bu hale hep ezilerek geldik biz.

 

Mete olduk Çine boyun eğdirdik

Başımızı semalara değdirdik

Tüm dünyaya kendimizi öğdürdük

Ta ezelden sezilerek geldik biz.

 

Tanı Fatih, Kanuni ve Yavuzu

Yaptık Akdeniz’i bir Türk havuzu

En sonunda vere vere tavizi

Bu günlere büzülerek geldik biz.

 

Zillet yakışır mı imanlı Türk’e

Dostlara bal olur düşmana sirke

Bak ta gör Türklüğü bir Atatürk’e

Asker gibi dizilerek geldik biz.

 

Vatan tehlikede olursa eğer

Hiçbir şeye asla verilmez değer

Öğrenirsek düşman kapıda meğer

Hep askere yazılarak geldik biz.

 

Bayrağımız, vatanımız, dinimiz

Bunlara düşmana olur kinimiz

Bizi tanımayan, bilmeyen kimiz

Böylelere bozularak geldik biz.

 

Dostlara rahimiz düşmana aziz

Biziz dört kıtada at süren biziz

Düşmanlara kenetlenen zinciriz

Barışlarda çözülerek geldik biz.

 

Mazluma güveniz düşmana korku

Sonradan öğrendik biz evi barkı

Giydik mi kafaya muhteşem börkü

Usandırıp bezilerek geldik biz.

 

KÜÇÜK MEHMED

 

Pusatını aldı kalktı sabahtan

Saçları simsiyah uzaktı aktan

Bir tek duası var yüce Allahtan:

Vatana  millete zeval olmasın

Anam, bacım, yârim saçın yolmasın.

 

Eller üzerinde biner postaya

Merhametli, yaralıya hastaya

Girer hali milyonlarca besteye

Vatana  millete zeval olmasın

Hiç kimsenin gözü yaşla dolmasın.

 

Ah! Kışlalar dolar dolar boşalır

Herkes altı alsa Mehmet beş alır

Köyünde ki yavukluyu eş alır

Vatana  millete zeval olmasın

Hiç bir çiçek açılmadan solmasın.

 

Serhatların tavizsiz bir bekçisi

Uyuyan milletin dik nöbetçisi

Sınırların barikatı, setçisi

Vatana millete zeval olmasın

Minik çocuklar babasız kalmasın.

 

KASTAMONULU SULTAN NİNE

 

Karaköy’den Sultan Nine yürüdü

Akçadağ'ı bir kör duman bürüdü

Azcık aksak ayağını sürüdü

Size geldim içe alın Kumandan!

 

Kocam Filistin'de oğlum Yemen'de

Artık dayanacak güç yoktur bende

Allah'tan emanet bir can var tende

Size veriyorum alın Kumandan.

 

Yanağına düşmüş saçının akı

Belinde sarılı çok sıkı fıkı

Yanında getirmiş dolu bir çıkı

Size getirmişim açın Kumandan.

 

İki çift çorap var safi saf yünden

Elimle eğirdim koyun tüyünden

Kastamonu merkez Kara köyünden

Tez  Çanakkale’ye salın Kumandan.

 

Ördüydüm oğlumla, kocama diye

Umarım orada iki er giye

Sizlere emanet dönüyom köye

Haydi sağlıcakla kalın Kumandan!

 

HAYDİ AYŞE!

 

Haydi Ayşe!  Kaldır elin Havaya

Sıfır zayiatla dönsün Mehmet’im

Tümden sahip çıkalım bu davaya

Marksist uşakları yensin  Mehmet’im.

 

Cudi, Gabar, Kandil döksün içini

Sorma artık nedeni ve niçin’i

Umurum de değil Rusya’sı, Çini

İçinde ki hıncın dinsin Mehmet’im.

İyi değil, imansızlarla aram

İçimdeki hain en büyük yaram

Kendimize lazım inim, mağaram

Nerde sinecekse sinsin, Mehmet’im!

 

Anam ağlar, bacım ağlar, yar ağlar

İçin için yamaçtaki kar ağlar

Kristal içinde  kehribar ağlar

Artık bu inilti dinsin, Mehmet’im.

 

Rabbim  kullarını ölümle sınar

Toprağa verilir binlerce çınar

Niye hep anamın yüreği yanar

Hainin yüreği yansın, Mehmet’im.

 

Haydi Ayşe! yaraları sarmaya

Hainlere toptan hesap sormaya

İnin ağzındaki taşı kırmaya

Dağımdan taşımdan insin, Mehmet’im

 

AZİZ VATAN!

 

Bu aziz vatanın başı üstünde

Kimsenin hıyanet göresi değil,

Bu necip milletin kaşı üstünde

Hiç bir zalim safa süresi değil.

 

Vatandaşlık bize görev yüklüyor

Sanma, Allah nimetini saklıyor

Bu memleket bizden  hizmet bekliyor

Ağlamak sızlamak çaresi değil.

 

Ey bu vatan için planlar yapan

Allah’ı bırakıp şeytana tapan

Kuracaksan bize tuzak ve kapan

Öğren ki vatanın burası değil.

 

Düşmanların çetin, silahı güçlü

Seferleri beter, adı da haçlı

Birlik ol ey halkım, şerefle, taçlı

Şimdi ayrılığın sırası değil.

 

Ülke içten dıştan düşman kaynıyor

Birileri ilmeğimle oynuyor

Şer cephenin gözü, özü doymuyor

Oynamağa yazı-turası değil.

 

Sarıcoğlan der ki Türkiye yurdum

Vatan sevgisine mısralar kurdum

Yaşasın Mehmedcik, yaşasın ordum

Türkiye kimsenin çırası değil.