BALKANLARDAKİ AKINCI KARAMANLILAR

Osmanlıların 1389 yılında bir padişahı şehit vererek aldıkları Kosova ile Avrupa kapıları Türklere açılmıştı.

Ancak Avrupa’nın açılması yetmiyordu, yeni alınan yerleri koruyacak insan unsurlarına ihtiyaç vardı. Zira Osmanlılar vardıkları ve aldıkları toprakların sakinlerine hiçbir baskı uygulamadan oldukları yerlerde ipka ediyorlardı.

Bir de onlara İslam’ı zorla kabul ettirme yöntemi tatbik etmezlerdi böyle bir tatbik İslam’ca da yasaklanarak “dinde zorlama yoktur” ayetiyle o kapı kapanmıştı.

Osmanlılar Avrupa topraklarını korumak için Anadolu’dan insan yerleştireme yöntemini uyguladılar. Bu insan göçü iki türlü oldu birisi Anadolu’daki yaramaz aileleri sürerek hem ıslahlarını sağlıyorlar hem de oralara yerleştirerek akıncı yapıyorlardı. İkincisi ise Anadolu’dan isteyenleri topluluk olarak, ailecek veya asker olarak uçlara iskân ediyorlardı.

Bir çağın açılıp yenisinin açıldığı Doğu Romanın ortadan kaldırıldığı İstanbul 1453 yılında fethedilince Artık Avrupa kapıları tamamen Türklere açılmıştı. Bosna’nın fethiyle Adriyatik denizine kadar Türk yurdu olunca daha fazla iskana ihtiyaç hasıl oldu.

Bu toprakların kalıcı olarak bizim olması için her türlü ekip dikecek ıslah edecek ve vatan yapacak nüfusa ihtiyaç vardı. Bu nüfus büyük oranda o zamanların göçebe aşiretlerinin yoğun olarak bulunduğu merkezi Konya olan Karaman eyaletinden temin edildi.

Bunun sebeplerinden birisi de: Fatih Sultan Mehmet Avrupa kapılarını zorlarken, en zor günde doğudan iki kardeşi, rahat vermiyordu bunlardan birisi Akkayunlu devleti hakanı Uzun Hasan diğeri de Karamanoğlu’ydu. Bu iki Türk beyi de Venedik cumhuriyeti ve papayla açıktan açığa elçiler ve mektuplaşmalarla Osmanlıyı beraber imha senaryoları hazırlamaya başlamışlardı.

Sonuçta başaramayıp ikisi de yenildi. Osmanlı devleti bunun üzerine 1473 yılında Mennan kalesinde Karamanoğullarına son darbeyi vurup tarihten silince Karaman eyaletinin halkını yerinden alıp balkanlardaki yeni topraklara yerleştirmeyi amaçladı ve yüz binlerce insanı başta Makedonya, Kosova ve Edirne’den ötesine yerleştirerek oraların Türkleşmesine ve İslamlaşmasına yardımcı oldu.

Osmanlılar Karamanoğullarının sanatkâr, ulema ve iş erbabını önce İstanbul’da başta Eminönü olmak üzere Aksaray, Büyük Karaman ve Karaman Çarşısında iskân etmişti. Aksaray’a genelde Aksaray’dan taşınanlar iskân edildiğinden halk geldiği yerin adını buraya vermiştir. (Ertaş Mustafa, Taşeli’nin batmayan güneşi Karacoğlan)

O zamanlar her ne kadar sıkıntılar yaşansa da bu yerinden edilen ecdadımız vasıtasıyla bugün Avrupa’da İslamiyet önemli yerlerde ve önemli bir demografik durumdadır. Makedonya Kosova, Sancak, batı Trakya ve Bulgaristan’daki bütün Türkler bu göçlerden kalan evlad-ı fatihandır. Arnavutluk Bosna Hersek ve diğer nice yerlerdeki yerli halklar da bu Türk göçmenlerin eliyle hidayete eren kardeşlerimizdir ve onlar da ithaf-ı Osmaniyandır.

Osmanlılar Kıbrıs Rodos ve kuzey Afrika’yı da ele geçirdiler ancak kuzey Afrika halkları Müslüman olduğundan bir Türk göçüne ihtiyaç yoktu. Ama Kıbrıs ve Rodos ve diğer adalarsa Türk göçleriyle takviye edilmesi gerekiyordu ve öyle de yapıldı. Mesela aynen Avrupa gibi 1574 yılında Kıbrıs’a Karamanın güneydeki ilçeleri olan Ermenek, Gülnar, Mut, Gazipaşa, Anamur ve Alanya’dan her köy ve mahalleden bir aile gönderilerek bu adadaki demografik yapı Türkler lehine döndürülmeye çalışıldı.

Balkanlara ve Avrupa’ya yerleşen veya yerleştirilen Ecdadımızı sadece Konya ve Karaman bölgesine hasretmek de yanlıştır. Avrupa’ya akın akın yerleşen tasavvuf erbabı insanlar tek amaçları İslam’ı tanıtmak olması hasebiyle çok büyük hizmetlerde bulundular. Zaten Karaman deyince sadece Konya ve Karamanı anlamak doğru olmaz.

Karaman eyaleti demek aynı zamanda Kırşehir, Niğde, Yozgat, Ankara, Antalya, İçel ve Kayseri demektir. Bugün bile Balkanlarda mevcut olan Bektaşi dergâhları, Mevlevihaneler ve zaviyeler bunun en büyük kanıtıdır.