Köyümü seviyorum, eğer köydeysem her şeyi üretmem gerektiğinin bilincindeyim, badem çağlasını evimin önünden ellerimle alıp ekşimi almalıyım.

Köyün özgürlüğü doya doya yaşadığın yer olmalı, köyde 8-5 arası mesaiye sıkışmak değil 7/24 çalışmalısın, sana emreden tek komut ezan olmalı.

Dağlara çıkınca serçelerle konuşurum, onların iki üç kelimelik dillerinden anlarım, yuvalarında yumurta ve bülüç varken en şen halleridir. Onlara bir düşman yaklaşıncaysa en tedirgin.

Köyümü seviyorum, 6000 nüfuslu bir belde de olsa orası benim köyüm, her vardığımda soluğu yanıma bir kişi daha bulursam dağlarında alırım.

Köylüyüm, acı su tatlı su ayrımı yok, yemek, çay ve çimmek için sıcak suyumu doğal odun ateşiyle elde ediyorum, doğal gaz, tüp gaz derdi yok.

Suyumu testilerle mahallenin yedi yirmi dört durmadan akan yedi kurnalı pınarının gözünden önce ağzımla içtikten sonra doldurup getiriyorum.

Köylüyüm, akşamları dolunay aydınlığında içiyorum odun ateşinde ellerimle demlediğim çayımı.

Köylüyüm, başköşedeki ocakta odunları yakmayı seviyorum hele o odunları üfleyerek tutuşturmaya bayılıyorum, odun dumanı misten hoştur bana.

Her köye varışımda beyazlar giyinmiş sevgilim kaçar önümden, ben ardı sıra gittiğimdeyse Hüma gibi girer bir taş deliğine.

Ey sevgilim bana her defasında böyle acı çektirmek zorunda mısın? Çocukluğumda birkaç bülücünü kaptım diye kıyamete kadar sürecek mi bu kin?

Oysa şimdi sana aşkla şevkle dokunmak istiyorum, dokunamazsam da izlemek istiyorum. Ama sen her taşlık yerde tünersin ve bir insan gördüğünde çıkar kendini seyrettirirsin.

Köyümü seviyorum, kırlarını, dağlarını, yamaçlarını ve koyaklarını daha çok seviyorum.

Allah’ım ne tatlı bir beldeki kırlarından bir koyağa varsam şu bahar günlerinde her tür kuştan bir aile yerleşmiş bulurum.

Bir saksağan alıca yerleşir, bir sarı serçe çekmenin dibine yerleşir, bir ala serçe bir taş deliğine yerleşir, bir gök güdük çamurla yaptığı yuvasına yerleşir, bir kır serçesi bir otun dibine kurar aşiyanını.

Bir insan uğradığında yanlarına, semtlerine hemen kanat çırparak hepsi birden ses verirler: biz de buradayız diye.

Hayat verirler Temmuz ayına kadar bu kırlara, temmuzdan sonra hepsi kanat açarlar sıcak memleketlere, baharın geri gelmek üzere.

Sizi seviyorum korkmayın artık benden, dokunmam yuvanıza, ellemem bülüçlerinizi, ancak tek dileğim sizi yakından görmektir.

Köyümü seviyorum, kendiliğinden biten kırmızı lalelerini, mor sümbüllerini ve kayaların böğürlerinde minnacık türül türül kokularıyla menekşelerini seviyorum.

Köyümü seviyorum, su katılmamış sütünü, yoğurdunu, yumurtasını, hele hele ön ayaklarını kaldırıp pınarlara arbışan keçilerinin etini seviyorum.

Ya o insanlar, kanayaklı kadınlar, vefakâr ve cefakâr gençler sevilmez mi? Suçsuz masum çocukların saçları okşanmaz mı?

Köyümde hayatın lokomotifidir analar, gelinler ve ev hanımlarımız. Onlar başlar sabah en erken işe. Önce kocasını kahvaltısız işe yollamaz ardından çocuklar bir bir okula giderler, ardından keçiler inekler sağılır, iş çoktur köyümde haddinde fazladır.

Köyümde evin reisi kesinlikle analardır, kadınlardır. Uyuyanları onlar uyandırır, işi gücü yoluna onlar koyar. Değişikleri onlar idare ederler. Oğlakları kuzuları danaları onlar emiştirirler.

Kış ekmeğini onlar eğlerler, evin yükü tamamen onların omuzlarındadır. Düğünler dernekler sözler, nişanlar, onlardan sorulur. Kime ne gidecek, kimden ne geldi onlar bilir.

Gün içinde neler yapılacak onlar planlar. Ne yenecek ne içilecek onlar tayin eder. Nerde nasıl konuşulacak, en iyisini onlar bilir.

Köyümün her şeyi güzeldir, yaşasın köylerimiz ve köylülerimiz!