12 Eylül 1980 öncesi, Türkiye'de planlı bir şekilde hazırlanan senaryo uygulamaya geçiyordu. İçte ve dışta gizli güçler kendilerine verilen görevleri yapıyorlardı. Olaylar bilinçli bir şekilde artırılıyordu. Her gün değişik yerlerden farklı sesler yükseliyordu. Bundan tam 39 yıl önceydi. Takvim yaprakları 12 Eylül 1980'i gösteriyordu. Askeri bir darbe ile baş başa kalıyorduk. Ordu, yönetime el koyarak vazifesi olmayan bir işe girişmişti. Milli iradenin sandıkta verdiği karar, devre dışı bırakılıyordu. Siyasi partiler kapatılmış, Yöneticileri sürgüne gönderilmişlerdi. Hapishanelerde işkenceler, tüm şiddetiyle devam ediyordu. Hükümet ve TBMM fesh edilmişti.

Demokrasiye kara leke sürülerek bir kez daha yağlı ilmek geçiriliyordu. Ortalık birden süt liman olmuş, kargaşa bıçak gibi kesilmişti. Bir sağdan bir soldan gençler haksız yere idam ediliyordu. Demokrasi hançerlenmiş, ülkemiz 50 yıl geriye götürülmüştü. Milyonlarca kişinin hayatını etkileyen kararların altına imza atan askeri yönetim yıllar sürecek travmalara neden oldu. Darbe sürecinde 650 bin kişi gözaltına alındı, açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 binden fazla kişi için de idam cezası istendi. Bunlardan 517 kişiye idam kararı verilirken kararların 50'si uygulandı. Sıkıntılarını halen çektiğimiz sipariş darbe anayasası hazırlanmıştı. Darbecilerin her zaman milletimizin vicdanlarında yargılanacağını ifade etmek istiyorum. Mağdurların iki elleri de her zaman darbecilerin yakasında olacaktır. Unutmayalım ki, Allah'ın adaleti hiç bir zaman şaşmaz.

En kötü demokrasi en iyi darbe idaresinden daha evladır.

12 Eylül'ün yıldönümünde insanlarımıza büyük sıkıntılar yaşatan darbeyi şiddet ve nefretle kınıyorum. Kahrolsun darbe girişimleri, darbeler ve darbeciler. Yaşasın Milli İrade, Yaşasın Demokrasi...