Etme bulma dünyasında yaşıyoruz. Ne yaparsak, ne edersek onu görürüz. “Çalma kapımı, çalarlar kapını”, “Ne ekersen, onu biçersin” yapana yaparlar, eden bulur anlamına gelen “Men dakka dukka” sıklıkla kullandığımız bir tabirdir.

***

Hareketlerimizde, davranışlarımızda ölçüyü kaçırıp, muhatabımızı kırıp rencide edersek, hakkına riayet edemezsek, bir gün aynı durumu yaşamak mecburiyetinde kalabiliriz. Çevremize hep faydalı, değer katan, “karıncayı dahi incitmez” felsefesi ile hareket edenler, karşılığında hep iyilik görürler.

***

Yapılan iyilikler, dar zamanlarımızda sıkıntılı anlarımızda, bize kalkan olur, siper olur. Yaptığımız kötülükler bir gün bizi bulur, burnumuzdan fitil fitil gelir. Daha dünyada iken merhamet etmişsek rahmet olunur, zulmetmiş isek bizde zulme uğrarız.

Men dakka dukka menkıbesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bahçesindeki bir fidana çok kıymet veren Hârun Reşid, fidanı iyice sulayıp, gülünü kimseye koparttırmadan kendisine getirmesi için bahçıvanına emreder. Bahçıvan, bu emri yerine getirmek için, gece-gündüz fidanın üzerine titreyip hizmet ederken; bir gün, henüz yeni açılmış olan gülün dalına konan bir bülbülün, gagalayarak gülün yapraklarını uçurup, darmadağın ettiğini korku ile görür. Endişe içinde gidip, padişaha bülbülün yaptıklarını anlatır.

Padişah: – Üzülme efendi, bülbülün bu yaptığı yanına kalmaz! der. Ferahlayan bahçıvan, tekrar ağaçların arasında işine döner. Bir gün bakar ki, otların arasında dolaşan bir yılan, o bülbülü ağzına almış, dikenlerin arasına doğru kayıp gider. Durumu yine padişaha anlatan bahçıvan, bu sefer de aynı cevabı alır:

– Üzülme efendi, yılanın da ettiği yanına kalmaz! Bir müddet sonra bahçıvan, yine otlar arasında dolaşırken, işi azıtan azgın yılan, bahçıvanın ayağına dolanmaz mı? Hemen elindeki kürekle kendini kurtaran bahçıvan, yılanın başını ezer ve yaptığını da Hârun Reşid’e anlatır. Hârun bu defa da:

– Üzülme efendi, senin yaptığın da yanına kalmaz! der. Nitekim, çok sürmez. Bahçıvan, Hârun Reşid’in öfkesini celp edecek bir suç işler. Padişah, cezalandırılması için, onu hâkimin huzuruna sevk eder.

Ancak, bahçıvan, hâkimin bütün suallerine:

– Ben ancak Halife Hârun Reşid’e karşı konuşurum. Başka kimse, benden cevap alamaz, diye inad eder.

Nihayet Hârun Reşid’in huzuruna getirilen bahçıvan, şöyle konuşur:

– Padişahım, sen bülbülün yaptığı yanına kalmaz, dedin; onu yılan yuttu. Yılanın da yaptığı yanına kalmaz, dedin; onu da ben öldürdüm. Benim de yaptığımın yanıma kalmayacağını, söyledin; işte o da oldu. Beni zindana attırmaktasın. Acaba bütün edenlerin ettikleri yanına kalmayınca, senin ettiğin yanına kalacak, sana da bir eden bulunmayacak mı? Zât-ı şahaneniz, benim kusurumu affedip, hayatımı bağışlayınız. Siz bana etmeyiniz ki, size de bir eden bulunmasın...

Padişah, bahçıvanın bu konuşmasından son derece ibretli bir ders aldığı için, şahsına karşı işlediği kusurunu affederek onu bağışlar. Ona bir şey yapmadığı için, Hârun Reşid’e de başkası bir şey yapmaz...

Hasıl-ı kelam; Etme bulma dünyasında yaşıyoruz. Yapılan iyilikse, iyilik görürüz. Kötülükse bizde aynıyla mukabele görürüz. Selam iyiliği emredip yaşayanlara , kötülüğü nehyedip, kaçınanlara olsun…