Mukaddes değerleri savunduğunu iddia eden, dindar nesil yetiştirmekten önemle bahseden bir zihniyet; iddia ettiği değerleri 80-90 yıldır bu milletin evladının kalbine nakşeden gönül erlerinin yurdunu, kindar bir ruhla gecenin 4’ ünde tomalarla, iş makinalarıyla… ablukaya alarak; önce kapısını balyozlarla kırıp, uyuyan gençleri biber gazı ile uyandırarak yıkması, vicdanları derinden yaralamış,  kanatmıştır.

        Basından takip ederek öğrendiğimize göre, Anadolu’nun muhtelif illerinden gelmiş üniversite gençlerini barındıran yurt binası; sağlam değil, kaçak denilerek gerçeğe uygun olmayan raporla, bir gece ansızın gelinerek; canavarca, insanlık dışı görüntülerle yıkılmıştır.

        Dernek basın bildirisinde ve avukatın basın açıklamasında iş ve işlemlerin kanunlara uygun, binanın depreme dayanıklı, işletme ruhsatının olduğu beyan edilmiştir.

        Avukat açıklamasında; “Niçin müsaade etmiyorsunuz? En azından tahliyesini yapalım, bize 2-3 saat süre verin...” ifadesine karşılık yıkım yetkilisinin; “ Gündüze bırakalım da mahkemeden yürütmeyi durdurma kararı çıkartın öylemi…” ifadesi ile hukuk devleti olmanın gereğini çöpe atan bir anlayışla, gücünü kanunlardan alan bir uygulama biçimi sergilemeyip, kindar bir zihniyetin ürünü olduklarını kamuoyuna göstermişlerdir.

        Anadolu’muzun muhtelif illerinden aileler; İstanbul gibi bir yerde güvenli liman olarak gördükleri bu müesseselere çocuklarını rahatlıkla teslim ediyorlar.

        Her türlü kötü alışkanlıklardan, teröre bulaşmaktan… muhafaza eden bu koruyucu kaleler, milletimizin kendi öz malıdır. Tuğlasında, talebelerin yemeğinde, tuzunda milletimizin alın teri vardır.

        Bu nasıl bir zihniyet…? Gayr-i Müslimlere gösterilen şefkat ve yardım niçin bizim öz değerlerimize gösterilemiyor…?

        Evlatlarının mukaddesat sevgisi ile yetişmesini isteyen her ailenin birinci adresi bu kuruluşlar olmuştur. Hem abdestli, hem namazlı; vatanına, milletine faydalı olsun mülahazası ile tercih edilen bu yurtlar, maalesef son birkaç yıldır itibar suikastına uğramakta idi.

        15 Temmuz sürecinden sonra FETÖ ile cemaatleri aynı çuvala doldurmak isteyenler, itibar suikastının mimarlarıdır.

        Şimdiye kadar devlete sızdıkları görülmüş müdür? Üniversite mezunu talebelerini dahi Kur’an hizmetine yönlendiren bu kuruluşların tek gayesi rıza-i ilahidir. Var mıdır içlerinden çıkan bir tek terörist…?

        Devletin polisini, zabıtasını, mahkemelerini… fiil ve davranışları ile boşa zamanlarını alarak, devletimizi zarara uğratmışlar mıdır? Devleti ile barışık, onlarca yıldır hizmet üreten bu kurumlar; siyasetin kirli ilişkileri ile şekillendirilmeye çalışılmasına rağmen, asla oyun ve tuzaklara düşmemiştir.

        15 Temmuz sonrası oluşturulan, batı kaynaklı itibar suikastında maalesef en çok yıpratılmak istenen kuruluşların başında bu müesseseler vardır.

        Adeta ablukaya alınmış, boykot uygulanmakta… sudan, havadan sebeplerle zorluklar çıkarılmaktadır.  

        Bu yıkım itibar suikastının mahsulüdür. Dindar nesil bu anlayışla mı hayat bulacak?

        “Ya bendensin ya da yok olmaya mahkumsun…” anlayışı demokratik değerlerimiz ve anayasal haklar bakımından mahzurludur. Bölücü ve kutuplaştırıcı dil, millet olabilmenin baş düşmanıdır.

        Sivil toplum kuruluşları ile devlet daha güçlü ve dinamiktir.

        Bu talihsiz yıkım olayı; vicdanlı yürekleri yaralamakla kalmayıp, dağlamıştır.

        O talebelerin olgunluğu takdire şayandır. Bayrak hassasiyetleri fotoğraf karesine yansımış. Bayrağımız bayrak dolabında valizin üstüne konularak yere düşmesine müsaade etmemişler. Yalnız şuna çok üzüldüm. Kur’an-ı Kerimlerin enkaz altında kalması, yıkım ekiplerinin edepten nasibini alamadığının somut göstergesidir.

        Hiç sigara içilmeyen yurtta, yıkım esnasında sigara içilmesi ayakkabılarla mescidine girilmesi nasıl izah edilebilir? Talebenin birisi  “Abi lütfen biber gazı sıkmayın, biz sigara dumanından bile rahatsız oluyoruz…” demesi özlenen gençliğin tezahürü değil midir?

        Hasıl-ı kelam; itibar suikastı böyle bir şey… Kötüler iyi, iyiler kötü oluverir. Bu hukuksuz ve insani olmayan yıkımın, hukukta muhakkak karşılığı olmalı. O masum talebelerin her bir damla göz yaşının hesabı muhakkak sorulmalıdır.

        Yıkılan insanlık imiş dostlarım!...