Son haftanın en dikkat çeken gündem maddesi; NATO zirvesi oldu. Kimin hukukunu koruduğu tam belli olmayan, Amerikan hegemonyasındaki  NATO, bizim hukukumuzu korumadığı kesin.

        Rusya ile son yıllarda yaklaşmamıza rağmen, S-400 krizi ile gerilen ilişkiler; son NATO zirvesinde, koymuş olduğumuz vetoyu kaldırmamız, dış politikadaki tutarsızlığımız… NATO’daki rolümüz gereği iki arada, bir derede kalmamıza sebep olmakta.

        NATO şemsiyesinin terör örgütlerine olan yakınlığı, koruması, kollaması, tırlar dolusu silah yardımı daha bunlara benzer onlarca haklı sebebimiz olmasına rağmen, elimizdeki veto kozunu maalesef kullanamadık.

        PKK’nın uzantısı olan PYD’ yi terör örgütü olarak görmedikleri gibi bir de bize karşı kullanmaları zoraki birlikteliğe darbe üstüne darbe vuruyor.

                Onlarca yıldır jandarmalığını yapmak mecburiyetinde kaldığımız NATO; bizim şimdiye kadar hangi hukukumuzu korudu da şimdiden sonra da koruyacak?

        Bay Trump, Türkiye ile iyi iş çıkardığından bahsediyor. Hangi güzel iş bizim menfaatimize oldu? Kararlıkla başladığımız Barış Pınarı Harekatı ile güneyimizde terör koridorunu darmadağın edebilecekken, ABD ve Rusya ile varılan mutabakat sonucu bıçak gibi kesmemiz; milletimizi hayal kırıklığına uğratmıştır. Kamuoyu  büyük destek verirken ne doldu da geri vites yaptık?

        Mutabakata rağmen, Barış Pınarı bölgesinde askerlerimiz kalleşçe şehit edilmeye devam ediyor. Beklentimiz maşa terör örgütlerinin kökünün kazınması idi.

        Bizi terörle terbiye etmeye çalışan odaklar, aynı güvenlik şemsiyesinde yer aldığımız müttefikler olunca, NATO’ya yaranmak mümkün mü? Onlar bizim bağımsızlığımıza kastetmekte, milli birlik ve beraberliğimize topyekun zarar vermekten geri durmamakta…

        Bunun yanında ray değişikliği ile Rusya ile yakınlaşmamız, S- 400 almamız, enerji nakil hatları ile işbirliğine gitmemiz       NATO’yu endişeye gark etmişti. NATO’daki koymuş olduğumuz vetoyu, Rusya aleyhine kaldırmamız, yeni yeni sıkıntıların habercisi gibi.

         Hasıl-ı kelam; iki arada, bir derede kalmaya mahkum olduk. Rusya ile Amerika’nın dış politikası arasında sıkıştık kaldık.