Adı Mülsime idi.

1495 yılında Fas’ta yaşıyordu.

Herkes onun Hazreti Hasan (R. A.) soyundan geldiğini bildiğinden kendisine Şerife derlerdi.

Zira Hazreti Hasan neslinden olanlara Şerif dendiğinden ona da Şerife Hatun diyorlardı.

Adı gibi şerefli bir hanım efendi olan Şerife Hatunun kocası Atik genç yaşta Endülüs’te bir seferde şehit düşmüştü.

Çevresinde güzelliğiyle ve ahlakıyla şöhrete eren Şerife hatun gelen bütün izdivaç tekliflerini geri çeviriyor, hayatını çocuklarına vakfediyordu.

Fas Sultanı Abdülhak Şerife hatuna çok gizli bir teklifle sarayına davet etti, niyeti onunla evlenmekti.

Ancak Şerife hatun kesinlikle yumuşak yüz vermedi ve izzet ve ikramdan sonra saraydan ayrıldı. Sultanın Yahudi veziri Abraham (O sırada Müslüman görünmek için adını İbrahim yapmıştır) saraydan çıkarken Şerife hatunu ilk defa görür.

Hakkında epey bilgi topladıktan sonra onunla beraberlik yollarını araştırmaya başlar.

Sultan Abdülhakk’ın olmadığı bir gün Şerife’yi saraya çağırır. Ama Şerife hatun kabul etmez.

Yeni adına bir türlü uyum sağlayamayan Yahudi Abraham vezir onu zorla saraya getirtir ve “benim ol dediğim her şey olmak zorundadır, sakın zorluk çıkarmaya kalkma, seninle evleneceğim” diye son sözünü en başta söyler.

Şerife Hatun asla olmaz, diye reddedince muhafızları çağırarak işkenceye tabi tutar, seferde olan sultanın yokluğundan istifade ederek onu korkutmak için zindana bile atar.

Yahudi vezir belki uslanmıştır diyerek Şerife Hatunu zindandan odasına getirtir.

Şerife hatun kendisine “Dedem resulüllah ola, bana bu zulme sebep nedir?”  deyince Yahudi vezir: Deden son peygamber seni gelsin halas eylesin” deyip işkencelere hız verir.

Olay halk tarafından duyulunca kentte büyük bir infial ve galeyan meydana geldi. Yüzlerce Müslüman saraya ani bir baskın yaptılar ve Şerife Hatunu tertemiz kurtardılar.

Halk daha sonra hem veziri hem de Sultan Abdülhakk’ı evlerinde bastılar ve katleylediler.  Yahudi vezir Abraham’ı ateşte yaktılar.

İşte İslam’da savaş sebeplerinden birisi bu gibi Mukaddesata yapılan saldırılardır ve kaynağını şu ayet-i kerimeden alır:

“Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa, küfrün elebaşlarıyla savaşın. Çünkü onlar yeminlerine riayet etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler.” (Tevbe 12)

“Allah sizi, ancak sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardım eden kimselere dost olmaktan men eder. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.” (Mümtehine 9)