Kuzey Afrika Arap baharının başladığı yerdir.

Suriye ise bu baharın kışa ve zemheriye dönüştüğü bir alandır. Geriye iki güçlü kale kalmıştır: Türkiye ve İran

Arap Baharı Kuzey Afrika’da iki netice elde etti, Libya ve Tunus Müslümanların özgürlüklerini elde ettiği yer olurken Mısır ve Cezayir halen yüz yıl önceki hallerini muhafaza etmektedirler.

Şimdi de Libya’daki meşru idareye alternatif olan çetelere Mısır, BAE ve Suudiler zalim batılılar ve Moskoflar gibi destek vererek Müslüman kanı dökmektedirler.

Mısırdan Fas’a kadar bütün Kuzey Afrika şeridi eski Osmanlı ülkeleri olarak bizi yakından alakadar etmektedir. Bu ülkelerle deniz sınırı tezini akleden devlet adamlarımızı gönülden tebrik ediyorum.

İşte bu akıl çoğunun beynine kan sıçratmıştır, Mısır bunların en başında olandır. Oysa Mısırla da böyle bir anlaşma muhteşem olurdu ama onlar hala Yunanlılar, Fransızlar ve Rumlarla beraber yürümektedirler. Allah akıl fikir versin.

Böyle mutabakatlar Afrika ile karşılıklı sahillerimiz olan bütün ülkelerle yapılarak denizlerin hak ve faydaları ortak bölüşülmelidir.

Libya’nın bizden askeri destek istemesi gurur vericidir ancak orada savaşa katılmamız gayet riskli bir durumdur. Bu hususta çok dikkatli olmalıyız Şimdilik bize ses çıkarmıyor gibi görünen zalimler bizi bataklığa atma niyetinde olabilirler. Bu hususta BM Barış Gücü tezini çok iyi değerlendirmelidir.

Dünyanın neresinde bir ülke can çekişse leş kargaları oraya üşüşmekte ve çıkar savaşına girmektedirler. Libya’da bugün batılı ve doğulu bütün güçlü zalimler pay kapma ve yandaş bir ülke meydana getirme hevesindedirler.

Türkiye ise sadece mazlumun yanında olmak ve Türkiye’nin evrensel hukukunu korumak amacıyla hareket etmektedir.

Hükümetimizin Suriye sınırında otuz km derinlikte bir güvenli bölge ve Kuzey Afrika şeridinde Akdeniz’in karşı sahillerindeki kardeş ülkelerle Akdeniz’i yeniden bir Müslüman gölü yapma fikrini ve uygulamalarını sonuna kadar desteklemekteyiz.

Allah devletimize zeval vermezken güç ve mazlumlara yardıma koşacak kuvvet ihsan eylesin!