Türkler İslam?ı Zorlamasız Kabul Ettiler

Bunun en önemli kanıtı Volga nehri kıyısında ikamet eden Bulgarların İslamiyet’i seçmeleridir. (şimdiki Rusyadaki Tataristan ve Başkurdistan cumhuriyetleri) Bu güzel olay Halife Ca’fer Muktedir billah zamanındadır. (m. 908-932) Bulgar kralı Şilki oğlu Saltıfar ibn-i Fazlanın rivayetine göre halifeden rica ederek İslamiyet’i ve onun kurallarını öğretecek kişiler göndermesini istemiştir. Bu tamamlanınca kral gelen Müslüman tebliğcilere inşa ettiği mescitte birde mihrap yerleştirip Halifenin hutbesini tüm ülkesinde ve devletinin bütün bölgelerinde okutmuştur.
 
H. 309 ve m 921 yılında Halifenin adamları Bulgara ulaştı, başlarında Susan er- Rasibi vardı. Uzun bir yolculuktan sonra ulaşabilmişlerdi, kralın sarayında günlerce gecelerce çok hoş karşılandılar.
 
M. 922 yılının Ayar ayının Perşembe günü büyük bir katılımla İslamiyet’e giriş törenleri yapıldı. Takip eden günlerde İslam’ın emrettiği kurallar uygulamaya kondu, imam, Bulgar kralının adını İslami yeni bir adla değiştirdiğini duyurdu: kralın yeni adı Ca’fer bin Abdullah olmuştu. Bu beldelerde halklar her yıl İslam’a girişlerini kutlamaya devam ettiler. Buna örnek olarak, bu kutlu günün hatırasına tahsis edilen hutbede Kazan imamı Abdülkebir Yalverin’in dediklerini naklediyoruz: “M. 922, H. 310 yılının Muharrem ayının 16’sından başlayarak kral ve cemaatinin İslam’ı seçmeleri İslamiyet’in Bulgarlar arasında yayılmasına ve güçlenmesine yardım etmiştir. Bu tarihten 50-60 yıl sonra bütün Bulgarlar İslam’a girdiler. İslam komşu halklar ( Taşofaşiler, Mariler ve Başkirler) arasında da yayıldı. Bu çağda da komşu halklardan birçok gurup kendileri İslam’ı seçtiler.”
 
Ey Müslümanlar! Bize dedelerimizi iyilikleriyle anmak ve onlara dua etmek gerekir. Eğer onlar bu yolda tüm çabalarını sarf etmeselerdi ve İslam’a girmeselerdi eski sapık inançlarla yaşamaya devam etmemiz gerekirdi. ( Allah onlara merhamet etsin, onlara bağışlanma ve ebedi mutluluk in’am eylesin)
 
Dedelerimiz İslam’ı dosdoğru aldılar, bu eserleri bize bu güne kadar kusursuz aktardılar, dünya hayatına da yararlı bir tarzda çalıştılar, onların el beceri ve meslekleri komşu halklardan daha gelişim halindeydi: kumaş dokudular, sabun imal ettiler, deri terbiye ettiler, silah imal ettiler, cam ve toprak ürünlerini işlediler, mücevherat ve kuyumculukta son noktada idiler, evler yaptılar, büyük medreseler inşa ettiler, âlimler ve yazarlar yetiştirdiler.
 
Dedelerimiz cehaletten ve tembellikten olanca güçleriyle uzak durdular ve bilgiye koştular. Kişilikleri yüksekti, sabır ve alçak gönüllülükle temayüz ettiler. Allah’ın yüce resulünün fazilet, uyumluluk ve insanlık hakkındaki sözlerini ve öğretilerini Komşu toplumlara en güzel biçimde aktarıyorlar ve onların dillerine tercüme ediyorlardı. Herkesi barışa, anlaşmaya, birliğe ve çalışmayı sevmeye çağırıyorlardı. Allah dedelerimize sonsuz mutluluğu nasip etti, Allah onları
 
rahmetine boğsun ve cennetinin içinde barındırsın. Allah dedelerimize yazdıklarını bize de yazsın ve bizden sonrakilere güzel bir hatıra olsun”
 
Orta çağın birçok tarihçisinin yeni araştırmaların da teyit ettiği tanıklığına göre Kafkas kavimleri İslam’ı isteyerek kabul etmiştir; Dağıstan ve diğer Türk kavimleri gibi. Bartold Akademisinin vurguladığı gibi Türk halkları bundan istisna değildir, çünkü 10. Yüzyılda
 
Türk halklarının tamamının silahla İslami fetihlerde boyun eğmemiş aksine severek İslam’ı benimsemiş olduklarına şahit oluyoruz.
 
Şurası açıktır ki orta çağda ki Moğol savaşları İslam ve başka kültürlere büyük zarar vermiştir. Yüzbinlerce Moğol ordusu birçok köy ve kenti helak etmişlerdir. Milyonlarca insana kıymışlardır, kilise, cami ve birçok ilim yuvasını yıkmışlardır.
 
Cengiz’in büyük ordusunun tevhit inancı yoktu, hepsi putperest idiler. Ancak onların Müslümanlarla çatışmaları ve bu esnada tanışmaları kana susamış bu canilerin akıllarında değişikliğe neden oldu.
 
13. yüzyılda Moğolların tavrı Müslümanlardan yana değişti. Yani Mâveraü’n-nehr ülkelerine ayak basmalarından 50 sene sonra. Bereket Han (1257-1266) Zehebiyye kalesinin sahibi olup İslam’ı seçen ilk Moğol hanıdır. Nüveyrinin naklettiğine göre İslam’ı yaşayan birisiydi, bir minare yaptırarak İslami hükümleri uyguladı, Müslümanlara yakın durdu, onlara ikram etti ve doğru davrandı. Devletinde medreseler ve mescitler inşa etti, Bereket hanın İslam’a girmesi çevresinde büyük topluluklar İslam’ı seçtiler, birçok Moğol hanı onun hizasında durdular.
 
(Tarihi Kaynak Belge: İntişaru’l-islam Fi Biladina)