Güzel ülkemizin güzel insanları beraberce muharriklerin kıvılcımlarıyla yaktıkları fitne ateşine gaz dökmeye devam ediyorlar. İş artık resmiyetten geçerek tabandaki masum Müslümanların arasına girmek üzere, fazla vakit kaybetmeden bu ateşi söndürmek tüm Müslümanlara farz olmuştur.
 
Yüce peygamberimizin “fitne uykudadır onu uyandıran lanetliktir” sözleri hepimizi bağlar.
 
“Bahtiyar kimse odur ki, fitnelerin kol gezdiği dönemde fitnelerden uzak durur.”
 
(Ebû Dâvûd, Sünen; Taberânî, el-Mu’cemül-Kebîr)
 
“Her duyduğunu başkalarına söylemesi kişiye günah olarak yeter.” (Sünen-i Ebî Dâvûd; Sahih-i İbn-i Hıbbân) buyurmaktadır.
 
“Fitne ve fesat için, insanların arasını bozmak için söz taşıyanlar cennete giremez.” (Sahih-i Buhari, Sahih-i Müslim)
 
Yukarıdaki hadis-i şerifleri bir daha okuyarak düşünme zamanı geçmeden düşünelim ve her tarafı saran bu alevli ateşte yanmadan bir şeyler yapalım.
 
Bu ateşten selamete çıkmak için tek yol Allahın kitabına ve peygamber fendimizin sünnetine sıkıca sarılmaktır. Zira kâinatın efendisi bu ikisine tutunursak asla doğrudan ayrılmayacağımızı vurgulamıştır. Tamam, da şimdi fitne ateşine dalanların etekleri ve cepleri bu iki kaynaktan birbiri aleyhine kullandıkları naslarla dolu, o zaman ne yapacağız. İşte o zaman ne yapacağımızı yüce kitabımız bizlere haber veriyor:
 
“Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever” (Hucurat/9)
 
Bu ayette verilen idari görev kime aittir? Şu anda Türkiye’de Diyanet İşlerine aittir. Bu günden tezi yok sayın başkanımız kanaat önderlerini ve itibar sahibi âlimleri, her dini cemaat ve cemiyetten birer üst düzey hocayı bir araya toplayacak ve onlarla konuyu masaya yatırması gerekecektir.
 
Aklı başında olan bu zatların yayınladığı bildiriye ve onun maddelerine uymayan topluluk ve ya fertler Allah’ın emrettiği gibi düzeltilecektir. Bu düzeltme güç kullanarak da yapılabilir ancak bizim diyanetimizin böyle yetkisi yoktur, hilafetin kaldırılışından sonra maddi güç kullanımı dini önderler için hukuken de imkânsızdır. Ancak kınama ve tazir edilerek uyarılarda bulunulmalıdır, hâlâ fitneye devam edenlerin ise muharrik/provokatör oldukları kesinleşmiş olacaktır.
 
Bunu yapmak kimse yapmıyorsa her Müslüman’a bir vecibedir eğer başımızdakiler yaparsa diğerlerinden sakıt olur. Böyle toplum sorunlarımızı çözmek için şûra ve istişare kurullarının devreye girmesini amir hükümler yüce kitabımızda mevcuttur:
 
“Rablerinin çağrısına gelirler, namazı kılarlar. İşleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için harcarlar” (Şura/38)
 
Şûranın aldığı kararlara uymayanların İslam’ın öngördüğü ve yukarıda ki ayette de temas edilen başka ibadetlerinin Allah katında bir kıymeti zaten olmayacaktır. Çünkü yüce
 
kitabımızda Mevla’mız üç itaat merciinden söz etmektedir, bunlardan Allah ve resulünden sonra gelen bulunduğumuz zamanda ki ülü’l-emrin de mutlaka itaat edilmesi lazımdır. Bu konudaki amir hükmü ihtiva eden ayetle konuyu noktalıyoruz:
 
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir” (Nisa/59)